Yeni bir yazar, yeni bir serüven, yeni ufuklar, yeni hayatlar, yeni düşünceler ve daha fazlası... Hermann Hesse cümlemin ilk başında belirttiğim üzere yeni tanıştığım ve ''iyi ki tanışmışım'' dediğim bir yazar. Biyografisinde de görüleceği üzere, ailesi tarafından baskıcı bir hayat düzeninin içinde yaşamış ve bu baskılara rağmen misyonerliği değil de yazarlığı seçmiş, bu kararının getirdiği yolculuklar sonucunda da; ''Nobel Edebiyat Ödülüne'' layık görülmüştür Hermann Hesse. Bu kitap hakkındaki naçizane düşüncelerimi sizlerle paylaşmadan önce bu kitabı bana hediye eden ''Edebiyat Hocama'' nazik ve güzel hediyesi için şükranlarımı sunuyorum.
Harry adlı karakterimiz, yansıttığı psikolojik değişimler sonucunda kendisine ''Bozkırkurdu'' lakabını takmıştır. Bozkırkurdu olan Harry kendisini bu dünyaya ait görmeyen, bu dünyadaki her şeyden, her eylemden, her insandan, her yaşanmışlıklardan nefret eden, nefretinden dolayı da zevk alan, bir yandan da içindeki ''Bozkırkurdu''yla savaşan bir karakterdir. Bu karakterin geçirdiği psikolojik değişimleri; mekânların, insanların ve çevresindekilerin Harry üzerindeki etkilerini şahane bir dil şöleniyle bizlere sunuyor yazar. Kurduğu cümlelerle, kullandığı kelimelerle ve bireyin psikolojik tahlillerinin olağanüstü betimlenmesiyle, siz sevgili okurlarda cümleleri-ki ben bu deneyimi ilk kez bu kitapta yaşadım- yutuyormuş hissiyatı bırakarak, sanki başka dünyadaymışcasına, sanki cümleler ağzından akıyormuşcasına verdiği tatmin edici duygularla sizlerde bu kitaba karşı -kitabın içerik bakımından olumsuz duygular barındırmasına rağmen.- pozitif duyguların beslenmesini sağlıyor.
''Arkadaşım, sen bu kadar övdün övdün de hiç mi sıkıcı, bunaltıcı tarafı yok bu kitabın?'' dediğinizi duyar gibiyim. Evet, var.'' Bozkırkurdu İnceleme