Kızıl Göz tam bir atavizm örneğiydi. İçimizdeki en uyumsuz unsurdu. Herkesten daha ilkeldi. Yeri bizim yanımız değildi. Buna karşın, biz de henüz öylesine ilkeldik ki onu öldürmek veya dışlamak için yeterince işbirliği yapamıyorduk. Toplumsal düzenimiz ne kadar ilkelse, o da içinde yaşanmayacak kadar ilkeldi. Asosyal tavırlarıyla sürünün huzurunu kaçırıp dururdu. Sahiden de evvelki bir türe aitti. Yeri orman halkının yanıydı ve yavaş yavaş insana evrilen bizlerle kesinlikle uyuşmuyordu.
Geleceği düşünmeden dertsiz tasasız yaşıyorduk. Pek plan yapmadan, yapıyorsak bile pek uygulamadan hareket ediyorduk. Acıktığımızda
yemek yiyor, susadığımızda su içiyorduk. Etçil düşmanlarımızın karşısına çıkmaktan kaçınıyor, gece oldu mu mağaralarımıza sığınıyor, onun dışında güle oynaya geçinip gidiyorduk.
Biri kaçıp kendini kurtarma örtüsüne karşı koyarak korkularını göğüs geren, diğerlerinin yanında duran iki çocuk. Bu becerinin habercisi olan her şeyi gözümün önünden akıp gidiyor. Damon ile Pythias, hayat kurtaran ekipler ve Kızıl Haç hemşireleri, Ümitsiz şehitler ve liderler, Peder Damian, hatta bizzat İsa ve dünyaya gelmiş tüm güçlü duruşlu….
Böylece, biz uyurken veya uyuklarken boşluktan düşüp tam yere çakılmadan önce korkuyla uyandımızda, aslında ağaçlarda yaşayan atalarımızın başına gelenleri hatırlamış oluyoruz.