Eylül! Öyle bir ay ki, geçen her güzel günü için ona minnettar olmak gerekir. Eylül, esef ve özlem ayıdır, içine birkaç günlük kış hücumundan acı düştüğü için, insan o güzel havaların, devamlı yazın artık geçtiğini anlayıp üzülür, özlem çeker…
Bazen de Süreyya’ya bakarak, onu, yalnızca Suat’ın kocası olduğu için değil,derin ve ateşli olmayan yaratılışı için de kıskanıyordu.O her halde düz, içten bir kişi idi,kötülükler düşünmeyerek ,hatta birbirine uygunsuz bazı şeylerinde bile içten ve açık yürekli davranarak, yaptığı şey kötü olsa bile ,etrafta ortaya çıkma ihtimali olan etkilerden uzaktan, önceden görmeyerek, kaygısız ,belasız yaşıyordu.
Ah,ara sıra ruhunu heyecanla ürperten o masumluk güzelliğine her zaman meyil edebilseydi; herkes gibi o da hayatı sade, ilk renkli masum gözlerle görseydi …Hayat onu kollarının arasına alıp tırnakları,dişleri de paralayarak bu hale getirmemiş olsaydı….
“Tam tersi ,zavallı erkekler Suat Hanım! Bir kadının ne olduğunu anlayanlar için asıl zavallı,erkeklerdir.Kadın olmayınca bir erkek hayatının ne verimsiz, ne yağmursuz ,ne çorak bir siyah çöl olduğunu bilseniz …Bunu çok erkek de bilir de sonra unutur…Bir kadının bir erkek hayatına sade varlığı ile nasıl gür ve körpecik verdiğini,ruhu bir yana bıraksak bile yalnız vücut için de nasıl büyük bir koruyucu olduğunu bilseniz …