Bütün gün okulda bu kadar şey yapıyoruz, hangisinin bir amacı var sanki? İnsana yarar sağlayacak ne var içlerinde? Demek istediğim, insanın kişiliğine katkısı olan bir şey...
"Dostoyevski'nin okurla olan ilişkisi ne dostane ne de huzurludur, bilakis, tehlikeli, zalim, şehvetli içgüdülerle dolu bir uyumsuzluktur." diyordu, Üç Büyük Usta 'da Zweig.
Benim de Dostoyevski ile olan ilişkim pek huzurlu olmadığından Suç ve Ceza'yı yeniden okuduğum şu günlerde yazarın derli toplu bir biyografisini de okudum. İki eseri aynı anda okuduğum bu deneyimden oldukça memnun kaldım.
Şüphesiz her yazarın eseri kendi yaşantısından izler taşır. Yaratma evrenlerini yaşantılarından ayıramayız çünkü. Yine de bazı yazarlar "hikaye toplayıcısı"dır. Başka insanları yazmayı daha çok severler. Ama bazı sanatçılar vardır ki -onlar kendilerini yazarlar- hayatlarını bilmeden eserlerinden tam doyum almak zordur.
Bu sanatçıların önde gelenlerinden olan Dostoyevski'nin o çalkantılı hayatını, edebiyatçıları şöyle koyun psikologların, felsefecilerin, tarihçilerin bile hala tartıştıkları eserlerini birkaç kitapla ne anlamak mümkün ne de anlatmak.
Ben burada, Edward Hallett Carr 'ın kitabından yola çıkarak daha önceki bilgilerimi, on altı senelik Dostoyevski okurluğumdan geriye kalanları, şuan okumakta olduğum Suç ve Ceza'nın sımsıcak etkilerini toparlayıp üç beş kelam etmek istiyorum. Konunun sınırsız genişliğini daraltmak ve aynı anda birçok şey söyleyen iç sesimi derleyip toparlamak için kendimce birkaç "odak noktası" belirledim.
Öncelikle kitabın genel havasına ve yazarın tutumuna değinmek isterim:
Kendisi bir tarihçi ve Rusya tarihi uzmanı olanEdward Hallett Carr 'ın bu kitabı, okuruna klasik bir biyografinin verebileceğinden daha çoğunu vadediyor. Bu kitap, benim gözümde hem bir biyografi, hem bir eleştiri hem de bir edebiyat incelemesidir. Yazarın çocukluğundan başlayarak