Öncelikle ilk yüz, iki yüz sayfa okuyup da peşin hüküm vermemeniz gereken bir kitap bu. Okudukça ısınacaksınız merak etmeyin. Son cümleyi okuduğunuzda derin bir iç çekeceksiniz hatta.
Bir yandan bir ailenin etrafında dönen olayları okurken, diğer taraftan tarihi olaylara tanık oluyoruz kitapta. Londra'da geçen bölümler sıkıcı gelebilir ama Fransa'dan itibaren kendinizi müthiş bir akıntıya kaptırıyorsunuz. Çünkü hiçbir hak iddia edemeyen, soylular tarafından ezilmekten ve sömürülmekten iyice beli bükülmüş olan halkın ayaklanmasına şahit oluyorsunuz.
Benim şaşırdığım şu oldu; okullarda Fransız İhtilali'ni hepimiz öğreniyoruz, maddeler halinde sonuçlarını ezberliyoruz ama iç yüzünü hiç bilmiyormuşuz meğer. Suçlunun yanında yanan masumları, gözü dönmüş insanları, kana susamışlığı, giyotinle idamın mide bulandırıcı esprilere konu olacak kadar sıradanlaştığını, dört günde bin küsür mahkumun idam edildiğini ve daha kim bilir neleri neleri hiç düşünmemişiz. Tarih okurken yitenlere, yetimlere, kalanlara, duygulara, acı ve gözyaşlarına yer yoktur. Savaşların nedeni, sonucu, kazananı ve kaybedeni vardır. Oysa asıl kaybeden hep insanlık olmuştur. Tarihe mikroskobik bir bakış atacak olursak orada şan, şöhret, gurur, onur şu veya bu değil, her şeyden çok utanç vardır.
Bu kitapta masum bir adamın yıllarca hapiste çürümesi vardı, masum bir kocanın işlemediği suçlar yüzünden idam cezasına çarptırılması vardı, kanadı kırılan bir eş ve gözü yaşlı bir anne vardı... Beni yerin dibine sokan bir konuşma vardı ki, küçük bir çocuğun sırf babasının soyadını taşıdığı için ölmeyi hakettiği, idamının ne kadar eğlenceli olabileceği konuşuluyordu.
Bizim okuduğumuz sadece bir ailenin yaşadıkları. Oysa milyonlarcası muamma.
Bu arada Carton hiç sevmediğim bir insan tipiyken, nasıl saygı duyduğum