Kitabı benden önce okuyan çevremden dolayı, önyargıyla bakmış ve kitabı okumayı ötelemistim. Ancak kitap insanı içine çekiyor ve akıcı bir okuma sağlıyor. Afrika edebiyatindan, sömürgeciliği ve misyonerligi anlatan okunmasi gereken bir kitap. Beyaz adamın gelip, kültürlerini, ailelerini ve kendi kişiliklerini nasil parçaladığını gözler önüne seriyor.
Kitapla iligili en dikkat çekici bulduğum konulardan biri toplumdaki hiyerarşik yapinin parçalanmayı tetiklemis olmasi ve misyonerlerin ilk hedef kitlesi olarak Afrika kültür yapısından canı yanmış kişileri ya da dışlanmış topluluklari seçmesi oldu.
Anadolu halkının bir ruhu vardı, nüfuz edemedin. Bir kafası vardı, aydınlatamadın. Bir vücudu vardi, besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardi! İşletemedin. Onu, hayvanî duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabanî ot gibi bitti. Şimdi, elinde orak, buraya hasada gelmişsin. Ne ektin ki, ne biçeceksin ?