Her gün olmasa da, sık sık olmasa da, bizler de "bu kadarına sahip olmanın yeterli" olduğunu fark ettiğimiz anlarla karşılaşıyoruz. Endişe ve sabırsızlığın kaybolduğu o anlarda, bunca zaman elimizden geleni yapıp bugünlere kadar gelen benliğimizle gurur duyuyoruz. Eğer bu değerli anların toplandığı mekân Hyunam-Dong Kitabevi ise, umarım daha fazla insan kendi Hyunam-Dong Kitabevi'ni çizebilir.
Yani ben, okumak istediğim hikâyeleri yazmak istiyordum. Kendi hızını ve yönünü bulan, düşüncelerle boğuşan, sarsılan, umutsuzluğa düşse de kendine inanıp bekleyen insanların hikâyelerini; çabalayıp toparlanmadıkça kendi benliğimiz de dahil olmak üzere kendimizle ilgili birçok şeyi küçümser hale geldiğimiz bu dünyada, küçük çabalarımız, emeklerimiz ve istikrarımızı savunan bir hikâye. Daha iyisini yapmalısın diyerek kendimizi zorladığımız için günlük yaşamın neşesini yitiren bizleri sıcacık kucaklayan bir hikâye.
‘Kitaplarda okuduğum güzel hikâyelerin, kitapların içinden çıkıp hayatlarımıza dökülmesini sağlamak istiyorum. Kendi hayatım etrafında gelişen hikâye de, başkalarına anlatılabilecek güzel hikâyelere dönüşmesini umuyorum.’
"Başkaları için çalışıyor olsam bile kendim için de çalıştığımı unutmamalıyım. Bunu kendim uğruna yaptığım için üstünkörü yapmamalıyım. Bundan daha da önemlisi, çalıştığım anda da, çalışmadığım anda da benliğimi kaybetmemeliyim. Çalışma hayatım tatmin edici de, mutlu edici de değilse, her günüm anlamsız ve acı vericiyse, başka bir iş bulmam gerektiğini unutmamalıyım; çünkü ben, bana verilen tek hayatı yaşıyorum."
Bu zor dünyada (!) kendime değil de, bir başkasına güvenebileceğim gerçeğinin beni ne kadar mutlu ettiğini, size nasıl minnet duyduğumu biliyorsunuzdur değil mi?