Bazı kitaplar sadece okunmaz, adeta yaşanır... Kalbinde bir kor gibi yanar, zihninde bir duman gibi tüter. İşte İskender Pala’nın OD romanı da benim için tam olarak böyle bir deneyim oldu.
Yunus’un dervişlik yolunda çektiği çile, nefsiyle mücadelesi ve Tapduk Emre’nin dergâhındaki teslimiyet süreci o kadar zarif ve derin anlatılmış ki; roman bitince insan, önce içsel bir sükûta varıyor. Çünkü mesele sadece Yunus’un hikâyesi değil, aynı zamanda bizim de içsel yolculuğumuz.
Ve satırlardan birinde karşıma şu cümle çıkıyor:
> “Aşk, ateşten bir gömlektir, giyen yanar... Ama o yanış, yok oluş değil; asıl var oluşun kendisidir.”
İşte bu satır, romanın özüdür bence. Aşkı mecazdan hakikate taşıyan, insanı insana dönüştüren bir varlık hâli. Ve OD, bu yanışı öyle güzel anlatıyor ki; kalbinizde usul usul yanan bir mum gibi kalıyor sayfalar.
Kitabı bitirdikten sonra Yunus’un sadece bir halk şairi değil, bir kalp ehli, bir “aşk eri” olduğunu bir kez daha hissettim. Ve onun sözleri, dervişliğin, teslimiyetin ve ilahi aşkın bugüne ulaşan en sade ama en güçlü yankısı...
Eğer henüz okumadıysanız OD’u mutlaka okuyun. Hem kalbiniz hem zihniniz arınacak. Yunus’un ayak izinden yürürken, belki siz de kendi “od”unuzu, yani aşkınızı bulacaksınız.