Kitabı okurken Sabri Bey’in o naif ruhunu hissetmemek elde değil. Zaman zaman, “Keşke ona yardım edebilsem” hissi geliyor insana. O şirret karısını ise zaman zaman tekme tokat dövesim geldi. Sabri’nin babasının ona yaptıkları, Murat’ı yani abisini daha çok sevmesi; aile içinde eşit olmayan sevginin çocuklar üzerindeki etkisini çok iyi anlatıyor.
Beni en çok üzen şey, hayatın içinde gerçekten de böyle ihmal edilen, travmaya uğrayan karakterlerin var olması. Kitap çok gerçek, yaşanmışlık hissi güçlü. Sabri karakterine içim çok ısındı. Kitabı bitirdiğimde bende şu düşünce oluştu: İnsan ne kadar naif, ne kadar pasif bir şekilde duygularını bastırırsa, günü geldiğinde ruhumuz bunun intikamını çok daha kaba bir şekilde mi alıyor? Velhasıl, duygularımızı bastırmanın ne kadar tehlikeli olduğunu da görüyoruz.
İki tane çok sevdiğim alıntıyı da paylaşıp incelemeyi bitiriyorum:
“Sabri’nin gülümsemesini bilirsin; koruyucu bir zırh gibiydi suratında. Yaşamak denilen şeyin olanca kahrına, olanca çilesine bu gülümsemeyle karşı koymuştur hep.” (s. 115)
“Bizi var gücüyle sevmeye, bizim çocuk isteklerimize karşılık vermeye zerre kadar gücü ve zamanı yoktu. Her şey gibi sevmek de bir zaman işidir tabii.”