Ayşegün Korkmaz

Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2023 37. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 01 Ekim 2023 00:00
Suskunluğun Suçu: Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi’sinde Kolektif Vicdanın Çöküşü | Ayşegün Korkmaz Ekim 28, 2025 Gabriel García Márquez’in Kırmızı Pazartesi’si (1) (1981), Latin Amerika’nın en çarpıcı toplumsal aynalarından biridir. Márquez, küçük bir kasabada herkesin bildiği ama kimsenin engel olmaya yanaşmadığı bir cinayet üzerinden, bireysel suçun ötesine geçip kolektif vicdanın suskunluğunu sorgular. Bu da romanı yalnızca bir cinayetin değil, bir halkın ruhsal anatomisi haline getirir. Márquez’in dünyasında ölüm bir son değil, toplumsal belleğin aynasıdır. Kırmızı Pazartesi, kaderle değil, insanların kendi eylemsizlikleriyle ördükleri bir yazgı kavrayışını anlatır. Yazarın büyülü gerçekçilikten ödün vermeden kurduğu bu anlatı, bireysel trajediyi toplumsal bir masala dönüştürür. Roman, “işleneceğini herkesin bildiği ancak engel olmak için kimsenin bir şey yapmadığı” bir namus cinayetini anlatır. Bayardo San Román’ın, Angela Vicario’yla evliliği bakire olmadığı gerekçesiyle bir gecede yıkılır. İlişkisi olduğu varsayılan Santiago Nasar, sabahın ilk saatlerinde ikiz kardeşler tarafından herkesin gözleri önünde öldürülür. Kasaba halkı cinayeti bilir fakat hiç kimse elini taşın altına koymaz. Márquez’in ironik gerçeği burada yatar: “Toplum suçu hazırlar, suçlu işler.” Böylece cinayet, bireysel bir eylem olmak yerine toplumsal bir körlüğün, hatta ortak bir ritüelin parçasına dönüşür. Romanın anlatıcısı, yıllar sonra bu olayın izini sürerken hem bir gazeteci hem de bir tanık olarak karşımıza çıkar. Márquez’in üslubu, röportaj tekniğiyle kurmaca anlatıyı harmanlar: “Bu olayın öyküsünü yazmak için yaptığım soruşturmalar boyunca, kıyıda köşede kalmış pek çok bilgi edinmiştim…” (s.44). Yirmi üç yıl sonra dönen bu anlatıcı, cinayeti çözmekten çok, toplumun
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202595,5bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2025 4. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 22 Ekim 2025 00:00
Affetmenin ve Yüzleşmenin Romanı: Haziran | Ayşegün Korkmaz Haziran, Sibel Güneşdoğdu’nun Kasım 2024’te Edebiyatist Yayınları’ndan çıkan son kitabı. Editörü Can Gazalcı, romanı yazarın “ustalık eseri” olarak nitelendirmişti. Şiirsel dili ve güçlü imgeleriyle benim için her zaman ayrı bir yerde duran sevgili Sibel Güneşdoğdu’nun bu sıcacık kitabı hakkında birkaç cümle yazmak istedim. Affetmek, ruhun en sessiz ama en güçlü eylemlerinden biridir. Bizi geçmişin ağırlığından kurtarır, içimizi kemiren kırgınlıklardan arındırır. Yolumuza daha sağlam adımlarla devam etmemizi sağlar. Bazen en çok kendimizi affetmemiz gerekir; çünkü affetmek, geçmişi unutmak değil, onunla barışmayı öğrenmektir. Sibel Güneşdoğdu Haziran’da tam da bu duygunun izini sürer. Bir kadının kendi iç sesini duymaya, yaralarını kabullenmeye ve sonunda affetmeye doğru yaptığı yolculuk, okuru da kendi iç hesaplaşmasına çağırır. Hikâye başkarakter Haziran’ın babasının aldığı tekneyle yaptığı tatil etrafında şekillenir. Ancak bu bir tekne turu değildir; her biri kendi teknesinde konaklayan dostların, yan yana geçirdikleri sakin bir yaz tatilidir. Romanın huzurlu atmosferi, denizin dinginliğiyle başkarakterin içsel sessizliğini birleştirir; Güneşdoğdu bu dar mekânda insan ilişkilerinin karmaşıklığını, sevmenin ve affetmenin ne kadar zor ama bir o kadar da gerekli olduğunu incelikle anlatır. Haziran’ın Hazan adında bir kız kardeşi vardır. Hazan, tıpkı annesi Nazan gibi hayat dolu, dışa dönük, ışığıyla çevresini ısıtan bir karakterdir. Haziran ise içine kapanık, geçmişle gelecek arasında köprü kurmayı başaramamış, duygularını içinde taşıyan biridir. Onları çocukluklarından beri tanıyan Cevher bunu şöyle yorumlar: “Sen kontrollü olmayı seven babana benziyorsun, Hazan hayatı ciddiye almayan annene benziyor.
HaziranSibel Güneşdoğdu · Edebiyatist Yayınevi · 20244 okunma
Bir Ayrılık, Bir Yoksuzluk, Bir Ölüm
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2024 33. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 07 Ağustos 2024 13:59
33. Hafta - 33. Kitap 2024 yılının 33. Kitabı Nilüfer Benal’in Haziran 2024’de Edisyon Kitaptan çıkan Oyunbozan adlı romanı oldu. Oyunbozan’ın kurgusu 90’lı yılların Türkiye’sinde geçer. Pelin, Yeşim, Serhan, Reha, Hümeyra ve ailelerinin hayatları Büyük Madenci Yürüyüşü, Manisalı Gençler Davası, Madımak Oteli Yangını, Barış Mitingi gibi dönemin toplumsal olayları eşliğinde masaya yatırılır. Doğruları, yanlışları, eksikleri, tek tek didiklenir. Ve bütün bunlarla birlikte şiir, edebiyat, sanat ve felsefeye dair göndermeler yapılır. Turgut Uyar, Edip Cansever, Cemal Süreya, Can Yücel, Enver Gökçe, Ferhan Şensoy, Yannis Ritros, Apollinaire, Sofokles, Fernando Arabal, Lao Tzu, Sartre, Camus, Kierkegaard, Sokrates, Platon, Dostoyevski şu an için hatırlayabildiklerim. Yazar bu yolla 90’lı yıllara sıkışıp kalmış bohem bir kuşağın ifadesini alır. Romandaki Yeşim karakteri kendi kuşağını şöyle savunur: “Biraz bohem bir kuşağız. Eylemsiziz ama mayalanıyoruz. Bol bol okuyoruz, tartışıyoruz. Sizler gibi toplumsal eylemler içinde yer alamıyoruz. Çünkü kafamızı çıkardık mı balyoz iniyor.” (s.169) Anlarız ki onlar darbe çocukları. Bu yüzden siyaset yerine sanata ve düşünceye meyilliler. Darbe görmüş 68’li anne ve babaların, 78’li ağabey ve ablaların ardından bu kuşağın payına da bohem bir yaşam düşer. Sonra Pelin bu düşünceyi temellendirir. “Tarihte de böyle. Almanya, İtalya, İspanya faşist iktidarlar sırasında en büyük sanat akımlarını çıkarmış mesela. Çünkü faşizm seni iç dünyana döndürür, bu da yaratıcılığı artırır.” (s.170) İnceleme yazısının tamamını Edebiyat Haber sitesinden okuyabilirsiniz. edebiyathaber.net/bir-ayrilik-bir...
OyunbozanNilüfer Benal · Edisyon Yayınları · 202411 okunma
Puan vermedi·538 syf.··
2024 36. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 10 Ekim 2024 00:38
36. Hafta - 36. Kitap 2024 yılının 36. kitabı psikanalist Clarissa Pinkola Estes’in Hakan Atalay çevirisiyle Ayrıntı Yayınlarından çıkmış Kurtlarla Koşan Kadınlar adlı kitabıydı. Elimdeki 2021 baskısı. Yazar kitabı kadınlar ve kurtlar arasındaki, yaptığı araştırmalar sonucu keşfettiği, benzerlikler üzerine temellendirir. Bu benzerlikler her iki türün de sahip olduğu keskin duyular ve sürülerine olan hâkimiyetleri gibi vahşi yaşam içerisinde hayatta kalabilmelerini sağlayan özelliklerdir. Bu düşünceye göre vahşi kadın, dişil ruhtur, dişiliğin kaynağıdır. “Sağlıklı kadın tıpkı bir kurt gibidir: Sağlam, kunt, diri, hayat verici, konumunun bilincinde, yaratıcı, sadık ve göçebedir.” (s.25) Kitap yazarın dünyanın dört bir tarafını dolaşarak bulduğu, on altı bölüm halinde incelenen, mitolojik hikâyelerden oluşur. Bu hikâyeler “avlanma”, “kendini korumak”, “evin yolunu bulmak” gibi temalar etrafında toplanır. Temaların her biri kadınlığın farklı bir yönünü temsil eder. Kadınlar ve kurtlar arasındaki önemli bir özellik de vahşi yaşamın içinde ötekileştirilmiş ve yok sayılmış olmalarıdır. Bu onların gerçek doğalarını yitirmelerine, farklı bir forma dönüşmelerine neden olur. Ama kadın bir şekilde doğal formuna geri dönmek zorundadır. Çünkü böyle yaşaması kendine ihanet etmesi anlamına gelir. Kadının kendini bulması için gerekli olan güç kendi özünde zaten mevcuttur. Sadece bu gücü yeniden dışarı çıkarabilmek, asıl hikâyesini bulabilmek için çaba harcaması gerekir. Aslında kitabın önsözü tam olarak özet niteliğindedir. “Hepimiz vahşiye özlemle doluyuz. Bu özlemin kültürel olarak onaylanmış pek az panzehiri var. Bize bu tür arzudan utanç duymamız öğretildi. Uzattığımız saçlarımızı duygularımızı saklamak için kullandık. Ama Vahşi Kadın'ın gölgesi gündüz ve gecelerimiz boyunca
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,8bin okunma
Puan vermedi·312 syf.··
Beğendi
·
2024 35. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2024 23:46
35. Hafta - 35. Kitap 2024 yılının 35. kitabı, illüstratör ve çizgi roman tasarımcısı Penelope Bagieu’nun Alfa Yayınlarından Ayşe Meral çevirisiyle çıkmış Meydan Okuyan Kadınlar adlı kitabıydı. Elimdeki Mart 2021 baskısı. Kadın ve erkek biyolojik olarak eşit iki cins olsa da toplumsal açıdan böyle bir eşitlik söz konusu değil. Özellikle az gelişmiş toplumlarda kadın Adem’in kürek kemiğinden yaratılmış bir yan ürün gibi algılanıyor. Tam da bu yüzden, kadın eğer erkeklerle eşit şartlarda yaşayabilmek istiyorsa insanüstü bir çabayla varlığını kanıtlamak zorunda kalıyor. Attığı her adım gerek ailesi gerek toplum gerekse devlet tarafından baltalanıyor. İşte bu kitap geçmişten bu güne varlığını kanıtlayabilmek için kendi devrimlerini gerçekleştirmiş olan özel kadınların gerçek hayat hikâyelerinden oluşuyor. Hikâyelerin her biri üzücü yanları olsa da diğer kadınlara örnek teşkil edebilecek nitelikte, cesaretlendirici ve ilham verici. Üstelik resimli olduğu için kolay okunuyor. Bütün kadınlara özellikle tavsiye ediyorum. Kitapta yer alan otuz hikâyenin isimleri şöyle: Clémentine Delait, Sakallı Kadın Nzinga, Ndongo ve Matamba Kraliçesi Margaret Hamilton, Korkutucu Oyuncu Las Mariposas, Asi Kız Kardeşler Josephine Van Gorkum, İnatçı Âşık Lozen, Savaşçı ve Şaman Anette Kellerman, Denizkızı Delia Akeley, Kâşif Joséphine Baker, Dansçı, Direnişçi, Anne Tove Jansson, Ressam, Troll Yaratıcısı Agnodice, Jinekolog Leymah Gbowee, Sosyal Hizmetler Çalışanı Giorgina Reid, Deniz Feneri Bekçisi Christine Jorgensen, Ünlü Wu Zetian, İmparatoriçe Temple Grandin, Hayvanların Tercümanı Sonita Alizadeh, Rapçi Cheyl Bridges, Atlet Thérése Clerc, Gerçekçi Ütopist Betty Davis, Söz Yazarı-Besteci Nellie Bly, Gazeteci Phulan Devi, Haydutların Kraliçesi The Shaggs, Rock Yıldızı Katia Krafft, Volkan
Meydan Okuyan KadınlarPenelope Bagieu · Alfa Yayınları · 202167 okunma