Mustafa Kutlu'nun okuduğum ikinci kitabı. Yine beni derinden etkileyen bir hikaye.
Manevi ruhun tohumlarının yeni filizlendiği, dava aşkıyla durmadan çalışan ve " her şeyi değiştirebiliriz" inancıyla umutlarına sımsıkı sarılan bir dostluğun hikayesi.
1980'li yılların başlarında bir yurtta başlayan bu dostluk her bir arkadaşın yurttan ayrılmasıyla sonlanır ve kendilerini hiç beklemedikleri, inançlarına zıt bir halde bulurlar. Ta ki bir dostları vefat edip kendilerine gençliklerindeki dava şuurunu pekiştirmek için sloganlaştırdıkları "geceden yola çıkmalıyız" sözünü bir gün önceden gönderene kadar.
Kitabın ana konusu ise yazarında kitapta bahsettiği gibi " Bir kere taviz verildi mi, asla çiğnenmemesi gereken unsurlar bir kere gözden çıkarıldı mı, kalbin aynası bir yerinden çizildi mi, kefareti büyük oluyor." Ya Tahammül Ya SeferMustafa Kutlu
Bu Böyledir Başlangıçta yazarın kalemini anlamak için epeyce düşündüm ancak birkaç bölüm sonra kitabın atmosferine hakim olabildim.Yazar kitap boyunca Lunapark'ı dolaşan insanların düşüncelerini tasvir ederken onların hayatlarına ve sırlarına dokunuyor. Ve kitabın sonunu şu şekilde bağlayarak daha da anlamlı hale getiriyor:"Süleyman yeniden saatine baktı. Yine aynı,on bire geliyordu, öbürlerine sordu. Onların saatleri de aynı... Saatler işliyor, ama zaman durmuş gibi. Belkide bozulmuştur. Ne?... Saat mi,zaman mı?... Artık önemi yok. Çünkü çıkış görülmedi henüz. Burada garip şeyler oluyor."Kitabın sonunda baş karakter Lunaparktan çıkmak istese de çıkışı bulamıyor. Hangi saate baksa zaman aynı.
Velhasılıkelam, yazar Lunapark'ı bir dünya olarak tasavvur ederken içinde dönen olayları ise hayat olarak nitelendirmiş ve kitabın kapağından yazan "hiç, hiç, hiç" kelimesi ile bağdaştırarak dünyanın bir hiçten ibaret olduğunu ve çözümlere ulaşmanın ise lunaparkın kapısını bulmak kadar zor olduğunu kaleme dökmüş. Bu Kısacık hikayede az ve öz anlatımıyla kaleminin üstünlüğünü ortaya koymustur. Mustafa Kutlu
Darağacının devrimlerin yok edemediği tek anıt olduğunu söylemiştik.Gerçekten de toplumu budamak,dallarını koparıp,kellesini uçurmak için gelen devrimlerin insan kanına doyduklarına nadir rastlanır,ölüm cezası ellerinden kolayca bırakmadıkları bir bıçaktır. Victor HugoBir İdam Mahkûmunun Son Günü