“Aşk, akıl için bir sırrı kadim;
Maşuk, aşık için bir ismi azim…
Sekerat girdabındaki bir derviş gibi;
Aşık, maşukun adını tespih eder de eder
Ama ne içinde erir ne sonuna erer
Ne onu geçer ne ondan geçer…
Halkın gözünde değersiz bir derbeder,
Akılsız bir meczuptur o
Halbuki uçsuz bucaksız,
Dipsiz kenarsız,
Hadsiz hudutsuz bir alemde
Mahpustur, mahkumdur, mahçuptur o;
Kimse bilmez bilemez…
Aşk, bir kemend-i esaret gibi görünür sana ama
Aslında o madde-i manaya,
Cesedi ruha,
Aklı kalbe,
Görüneni görünmeyene bağlayan bir mirac-ı hürriyettir…
Bir yanın zelil olsa da
Bir yanın azizdir.
Bir yandan yaksa da aşk
Bir yandan serindir.
Tıpkı bir afyon-u manevi gibi
İçine girmekle kalmaz iliklerine siner,
Sonrası bir mevtanın sekerat hissizliği sanki
Artık donsan da yansan da fark yok gibi…
Hasılı kelam, aşk İlahtan insana lütfedilmiş bir haldir,
Bunun üzerine söylenecek her söz
Ne idüğü belirsiz bir pil-u kaldir.“
Yasin Pişgin
Ben Anadoluyum…
Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç…
Şükrederek, kalktığım soframda
Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç…
Hastalarım vardı ölüm yataklarında
Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç.
Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum,
Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç…
Devlet denince hep vergi geldi aklıma
Jandarma denince kırbaç…
En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti
Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç.
Gittim, yiğitçe döğüştüm gaza meydanlarında
Ne tak-i zaferler istedim, ne taç…
Savaşta çiğnetmedim hilali düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç…
Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hala
Alın terine muhtaç…
Ben Anadoluyum, acılı, mahzun;
Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç…
Yavuz Bülent Bâkiler