Karasevdalılar’ın yazarı Javier Marias ile aldığım yeni bir kararın neticesinde karşılaştım. Okumalarımızı yaparken çoğu kez kendimize bir konfor alanı sağlayıp ya aynı yazarları okuyup duruyoruz ya da bize benzeyen, bizden bir şeyler taşıyan yazarları seçip düşünce dünyamızın dışına pek çıkmıyoruz. Hal böyleyken bir değişiklik yapıp hiç okumadığım yazarları sırayla okuyarak yeni yollar, yeni arkadaşlıklar, yeni bakış açıları öğrenmeyi uygun buldum. Bunun için yazar, düşünür sıralaması yaptığımda sayı hayli kabarık çıktı: Max Frisch, Cortazar, Fuentes, Faulkner, Mo Yan, Trevanian, Musil, D. H. Lawrence, Laurence Sterne, Marquis de Sade, Duras vb. (gittikçe uzuyor) gibi yazarları maalesef hiç okumamışım. Marias ile yolculuğum da böyle başladı.
Kitaptan spoiler verecek değilim, hoş versem de aslında önemli değil, Proust, “Tek gerçek keşif yolculuğu, tek ebedi gençlik pınarı, görülmemiş topraklara ayak basmak değil, farklı bakışlar kazanmak, evrene bir başkasının, yüzlerce farklı insanın gözüyle bakmak, yüzlercesinden her birinin gördüğü, benimsediği yüzlerce evreni görmektir; bunu da büyük sanatçıların yardımıyla başarabiliriz, bizi gerçek bir keşif yolculuğuna çıkaran sanatçılar sayesinde gerçekten de yıldızlar arası bir seyahate çıkabiliriz.” demiş bir kitabında.
Önemli olanın romanın olay örgüsü olmadığını, romanın her sayfasından ayrı bir haz almak olduğunu sanıyorum. Çünkü tek gerçek keşif yolculuğu aynı olaylara farklı gözlerle bakma olgunluğuna erişmek değil midir? Sosyal medyada bir fotoğrafımızı paylaşırken dahi onlarca filtre arasından istediğimizi seçmiyor muyuz sanki. Her filtrede bir başka bakış açısını görmüyor muyuz?
Öyle olmasaydı mesela Nabakov, Karanlıkta Kahkaha romanının hemen ilk paragrafında roman boyunca gerçekleşecek her şeyi özetlemezdi