Zaman kavramı, hatırlanmak, unutulmak…
Bunlar güçlü duygular.
Yaş ilerledikçe insan şunu fark ediyor:
Unutmak mümkün.
Hatta bazen kaçınılmaz.
Anılar silikleşiyor, yüzler buğulanıyor, sesler uzaklaşıyor.
Ama yine de hatırlanmak istiyoruz.....Bunlar gençken daha soyut kavramlar gibi duruyor. Yaş ilerledikçe ise kişisel bir meseleye dönüşüyor.
Çünkü biri bizi hatırlıyorsa, hâlâ biraz varız.
Georgi Gospodinov bu romanda unutmayı bir eksiklik gibi değil, insan olmanın kaderi gibi anlatıyor.
Geçmişe sığınmanın hem teselli hem de kaçış olabileceğini gösteriyor.
Belki de mesele her şeyi hatırlamak değil;
bizi biz yapan duyguyu kaybetmemek.
Zaman Sığınağı tam da bunu yapıyor aslında: Unutmayı bir hastalık gibi değil, bir kader gibi ele alıyor. Ve hatırlanmayı da bir tür varoluş kanıtı hâline getiriyor. Sanki biri bizi hatırlıyorsa hâlâ biraz buradayız.
Ama ironik olan şu: Çok güçlü duygular bile zamanla yumuşuyor. Acılar bile. Bu hem ürkütücü hem merhametli bir şey. İnsan zihni dayanabilmek için unutuyor biraz.
Kitapta hissettiğim en güçlü şeylerden biri şuydu:
Geçmişi saklamak mümkün ama içinde yaşamak mümkün değil.