-Spoiler İçermez-
Karısının, çocukluğundan itibaren manevi babasının istismarına uğradığını öğrenen Bay Roubaud’un önce karısını dövmesi, sonra da istismar eden adamı öldüreceğini söylemesiyle başlıyor bu mükemmel kurgu. Sonrasında cinayetler, katliamlar, kıskançlıklar, intiharlar peş peşe geliyor.
Şimdiye kadar tanıdığım en orijinal karakter olan Jacques’tan bahsedeyim biraz. Jacques, çıplak bir kadınla yakınlaşmaya başladığı an, içinde dayanılmaz bir öldürme isteği peyda oluyor. Ellerini, kadını boğmamak için zor zapt ediyor. Fakat zamanla bir kadından hoşlanmaya başlıyor ve kendini bir çıkmazın içinde buluyor. Çünkü hem sevişmek istiyor o kadınla hem de kendini tutamayıp cinayet işlemekten korkuyor. Tam etkili olmasa da geçici çözümü ışıksız ortamlarda sevişmekte buluyor. Kitabın ilerleyen bölümlerinde ise neler neler oluyor…
Bir bölümde, işlenen cinayetlerden ötürü yapılan yargılama vesilesiyle ‘Adalet’ kavramı sorgulanıyor. #140016886 Örneğin bu alıntı, kitabın kilit cümlelerinden biri...
Bazen gerçeği ortaya çıkarmanın zarar vereceği düşünülür ve gerçek gizlenir. Ama gizlemek için önce gerçeği bilmek gerekir. Yani birileri bilir, birileri gizler; birileri gizlendiğini bilir, birileri de ne gerçeği ne gizlendiğini bilir ama her şeyi bildiğini zanneder. Adaletin görünen yüzü, görünmeyen yüzünün isteklerini yerine getirmek için bir araç olur bazen sadece. Bazen birtakım ilişkiler zarar görmesin diye bazı ‘önemsiz’ insanlar yem diye kamunun önüne atılır. Çoğunluğun çıkarlarını zedeleyip azınlığı mutlu edecek adalet, adalet olarak görülmez bazen…
Kurgusunun, akıcılığının, merak uyandırıcılığının yanı sıra muazzam bir psikolojik tahliller bütünü bu kitap. Emile Zola başarılı bir yazar, okuduğum ilk kitabından anladığım kadarıyla. Eve