Colin hala yemekle uğraşıyordu. Her nasılsa hizmetkarlardan birini çorba getirmesi için kandırabilmişti.
Kaşığını masaya bırakarak öteki eline bakıyor, parmaklarını sırayla gerdirerek, her defasında Phillip'e yöneltilmiş gibi gelen bir şeyler mırıldanıyordu.
"Eşimi."
"Çok."
"Özledim."
Phillip sonunda, "Lanet olsun!" diye patladı. "Eğer bacaklarımı kıracaksanız lütfen hemen şu an kırın."
Otuz yaşındaki adam, ne ara olduğunu anlamadan, boş bir araziyi sever olmuştu. Yosun kaplı arazide kırık kiremit ve tuğla parçaları dağınık duruyordu. Oysa onun gözünde bu, Cezanne'ın manzara resimlerinden hiç farklı değildi.
O gece, onun evine girişimi bile doğru düzgün hatırlamıyordum. Sonsuzluğa doğru sarmal halinde uzanan merdivenleri düşe kalka çıktığımı hayal meyal hatırladım.
"Yine o taşkın saçmalıklarına başlıyorsun Carmilla," dedim telaşla.
"Yok, hayır. Küçük sersemin, budalanın tekiyim. Kaprislerim, hayallerim bitmez. Senin hatırın için bilge gibi konuşayım. Hiç baloya gittin mi?"
"Hayır. Lafı nereden nereye getirdin. Nasıldır balolar? Ne kadar hoştur kim bilir."
"Neredeyse unuttum. Yıllar geçti."
Güldüm.
"O kadar yaşlı değilsin. İlk balonu şimdiden unutmuş olamazsın."
"Biraz daha çaba gösterince her şeyiyle hatırlıyorum. Her şeyi görüyorum. Tıpkı dalgıçların tepelerinde neler olup bittiğini bir gereç vasıtasıyla gördükleri gibi; kesif, dalgalı fakat şeffaf. Sonra resmi karıştıran, renklerini solduran o gece geliyor. Az kalsın buramdan yaralanıp suikasta kurban gidiyordum." Göğsüne dokundu. "Bir daha eskisi gibi olamadım."
"Ölümden mi döndün?"