Beyaz geceler, kısa ama bir o kadar da etkiliyeci bir klasik. Dostoyevski’ye bir başlayınca gerisi geliyor genelde. Bu yüzden Beyaz Geceler’i tereddütsüz okudum. Böyle kitaplarda çeviri çok önemli onun için her yayını almamanızı tavsiye ederim. Lütfen bu konuda daha bilinçli olalım. Gelelim kitabımızın konusuna olay yine Petersburg’da geçiyor. Kahramanımız bize dört gecesini anlatıyor. İlk gece Nastenka adında bir genç kızla tanışıyor o da kendisi gibi çok yalnız bu yüzden aralarında ikinci buluşmalarında bir dostluk doğuyor. Sonra Nastenka yaşamöyküsünü anlatıyor. Kahramanımız Nastenka İle geçirdiği gecelere beyaz geceler adını veriyor. Hayalperest Kahramanımız sadece üç günde kurduğu hayaller ve sonrasındaki o yıkım. Yani bir nevi üç gün boyunca gördüğün rüya kurduğun hayaller ve dördüncü gün rüyadan uyandığın gün ve gerçekler. Dostoyevski 27 yaşında yazmış bu eseri. Kısa bir kitap, yeşilçam filmleri tadında hiçbir şey kaybetmezsiniz okuyunca çok anlatacak bir şey yok. Okumalısınız.
“Giovanni, sabırla, o hiç gelmeyen anı bekliyordu, geleceğin feci derecede güdükleştiği, artık hiç bir şeyin eskisi gibi, yani önündeki zamanın kendisine upuzun bir dönem, harcamakla tükenmeyecek bir servet gibi göründüğü zamanlardaki gibi olmadığını görmüyordu.”
Tatar Çölü beni derinden yaralayan bir eser. İtalyan yazar Dıno Buzzatı ile tanışma ve ayrıca okuduğum tek kitabı. Yazarı çok sevdim ve kitaba bayıldım. Kitabın konusuna gelecek olursak genç bir teğmen var ve ilk görev yeri olarak Tatar Çölü Bastiani kalesi’ne tayin ediliyor. Aslında kitap çok basit gibi görünse de gerçekten çok derin şeylerden bahsediyor incelemekte bu kadar zorlanacağımı düşünmezdim ama çok zormuş. Tatar Çölü çok ıssız bir çöl hiç bir olay olmuyor sadece bir gün gerçekten Tatarların geleceğine inandıkları için orada birlik bulunduruyorlar. İlk başta Drogo sürem bitse de bu ıssız yerden gideyim tarzında düşünüyor. Burada çünkü kendimi yükseltemiycem işte mesleğime bir şeyler katamıyacağım diye düşünüyor. Ama sonra kaleye iyice alışıyor ve gitmekten vazgeçiyor. Sonra yıllarca kalede kalıyor gözünde büyüttü zafer tutkusunun kofluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunun farkına varıyor. Ve bir varoluş sancısı içerisine giriyor. Gündelik hayatın duran ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisi için değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlıyor. Kitabın sonu trajedik bir son. Yani aslında bomboş geçen bir hayat akıp giden zaman ve geriye kalan bir hiç. Kitap bittiğinde kendinize “benim de mi hayatım bomboş geçiyor zaman akıp gittiğinde geriye bir hiç mi kalacak?” diye soruyorsunuz. Güzel bir kitaptı böyle şeyleri seviyorsanız yine hemen bitebilecek bir kitap ama zaten böyle şeyleri zor okuyorsanız akıcı olmayabilir. Varoluşsal sorgulamaya Dıno Buzzatı çok farklı bir boyut getirmiş. Ellerine sağlık.