Azra Urgun

Azra Urgun
@Azraurgn
* Avukatlık; belli bir ücret karşılığında vatandaşın derdini kederini satın alma ve çözüm sunma sanatıdır. * "İyi avukat, iyi doktor, iyi mühendis diye bir şey yoktur. İyi insan vardır, insan iyi ise yaptığı işte de, aile hayatında da, ilişkilerinde de iyidir." * "Yalanın mesleği olmaz, her insan az veya çok yalan söyler." * Avukatlık mesleği tanım itibariyle kolay gözükse de içerik olarak karmaşık bir meslektir. İçerisinde biraz ekonomi, biraz psikoloji, biraz sosyoloji yer yer sanat ve sporu da barındıran, işin sonunda müvekkil davayı kazandıysa; "Ee zaten haklıydım tabii ki kazanacağım. davayı kaybettiyse; " Avukat beceremedi, avukat bizi sattı. " gibi sözleri sıkça işiteceğiniz aşırı nankör bir meslektir.
Reklam
* Her insan kendi kendini eğitmek zorundadır. * Kişilik, sayın bayım, en önemlisi budur işte: İnsanın kişiliği bir kaya gibi sağlam olmalıdır, çünkü her şey onun üzerine bina ediliyor. * Eskiden okuyup öğreniyordu gençler; çevrelerinde cahil tanınmak istemediklerinden ister istemez öğrenmeye çalışıyorlardı. Ama şimdi şöyle demek yeterli oluyor onlar için: "Dünyada her şey saçma!" Bu kadarla iş bitiyor! * Zaman (bilindiği üzere) bazen kuş gibi uçar gider, bazen sümüklüböcek gibi ilerler; ama insanın en çok hoşlandığı onun çabuk mu, yavaş mı geçtiğini fark etmemesidir. * İnsan içinde "olup biteni" her zaman yüksek sesle dışavurabilir mi?
Dışarıdakiler - Alper kul * "Dostlarını yakın, düşmanlarını daha yakın tut." * "Araf gibi bir yer. Hiçbir yere ait değil. Ama gördüğüm her şeyden daha güzel." * Her bellek yaşadığı mutlu anları daha çok hatırlıyor. Hayatta kalabilmek için savunma mekanizmasının geliştirdiği bir önlem olarak acının hafızası olmuyor. Unutmuyor ama alt belleğe atıyor. * "Acılarla yüzleşmek insanı güçlendirir kızım. Önemli olan ümitsizliğe düşmemen. Umut etmen son nefesine kadar seni ayakta tutar. Unutma insan dediğin acıları kadar güçlüdür." * "İnsan hududunu kendi bildiği yere çizer kızım. İnsan gönlü kadardır. Devredeceğin tenden sana ne ? Ben, sırra vakıf olandır." * Adamın tek bildiği iletişim yolu konuşmaktı. Ama bir insan sadece konuşarak karşısındakiyle nasıl anlaşabilirdi ki ? Duygularını nasıl aktaracaktı ? Konuşmak iletişim yolları arasında en zayıf olanıydı. Neticede konuşmak, ağızdan çıkan sesleri birbirine bağlayarak, her duyguya karşılık gelen bir kod üretmekti. Birisi tecrübe ettiği çok etkili bir duyguya, misal, A-Ş-K sesleri çıkartarak ifade ettiğinde, kodu işiten karşısındaki de kendi yaşanmışlıklarından bu kodun karşılığını bulup, bir duygudaşlık yaşamaya çalışıyordu. Kişinin karşısındakini anlama kabiliyeti kendi yaşanmışlıkları kadardı. Yani kimse konuşarak tam anlamıyla duygularını karşısındakine aktaramazdı. * "Ölmek insanın özüne kavuşması. Ruhunu devretti. Niye üzülesin ki ? Ölür ise tenler ölür, canlar ölesi değil." * Toprak sürerken dikkat gerek. Hayvan bakarken saygı gerek. Varlıkla insan birdir. Her şey birdir. O bir ki, birlikten oluşur. Biz ne isek onlar da O'dur. Onlar ne ise biz de O'yuz. Anlayacağın dilde diyeyim: Hayvana, ağaca, taşa zulmeden gün yüzü görmez! * "İnsana rehberlik eden şey 'dert' tir. Bi şey yapmak için hevesi, derdi, aşkı içinde
Yarayla alay eder, yaralanmamış olan. (Juliet yukarıda pencerede görünür.) Dur, şu pencereden süzülen ışık da ne? Evet, orası doğu, Juliet de güneşi! Yüksel ey güzel güneş, öldür şu kıskanç ayı, Bak nasıl da sararıp soluvermiş tanrıça kederden Sen ondan çok daha güzelsin diye. Kıskandığı için vazgeç ona bağlılıktan, Sayrılı ve toydur bakirelik giysisi. Soytarılar giyer bunları ancak Sen çıkar bu giysileri, at üzerinden. Kadınım benim, ah benim sevgilim bu! Ne olur ah, bilseydi sevgilim olduğunu! Konuşuyor, ama bir şey de demiyor; Ne çıkar anlatıyor ya gözleriyle Karşılık vereceğim ben de! Amma da yüzsüzüm, konuştuğu ben değilim ki. Tüm göklerin en güzel yıldızlarından ikisi, yalvarıyorlar onun gözlerine işleri olduğundan: Biz dönünceye dek siz parıldayın, diye. Gözleri gökte olsaydı, yıldızlar da onun yüzünde; Utandırdı yıldızları yanaklarının parlaklığı, Gün ışığının kandili utandırdığı gibi tıpkı. Öyle parlak bir ışık çağlayanı olurdu ki gözleri gökte, Gece bitti sanarak kuşlar cıvıldaşırdı. Bak, nasıl da dayamış yanağını eline! Ah, eline giydiği eldiven olaydım da dokunaydım yanağına. | Romeo ve Juliet, William Shakespeare
... nasıl öyle aynı kalabilmişti her şey... Pegasos'un sırtına binip gitmek varken burada işim neydi ? Nereden çıkmıştı bütün bunlar ? Gökte duran güneşin ayartması bundan mıydı ? Pencerenin ardındaki avlumuzda bir şeyler olmuyorsa, bu kokular da neredendi ? Yani, bana her şey aptallık gibi göründü. İnsan bazen duygularını aptallık derecesine vardırır da yolunu şaşırır ya, öyle bir şey.
Reklam