Servetin kaynağı emekti, yasal çalışmaydı. Yani, ister bir çuval patates, ister bir kuyruklu piyano, ister koca bir otomobil olsun, hepsi çalışmanın tamamlanması sonucunda elde ediliyordu. Hileli oyun sonraki dağıtım sırasında ortaya çıkıyordu. Yanan Güneşışığı, otomobili ya da kuyruklu piyanoyu yapmak için ter dökenlerin nasırlı elli çocukları arasında, otomobillerde keyif süren veya kuyruklu piyano çalanı hiç görmemişti. Bunun nasıl olduğunun açıklaması hileli oyunun içindeydi. Binlerce adam geceleri uyumadan, işçilerle işçilerin ürettiği şeyler arasına nasıl gireceklerini düşünüp planlar yapıyordu. Bu planları yapanlar işadamlarıydı. Bunlar işçilerle onların ürettikleri şeyler arasına girince kendilerine büyük bir pay ayırıyorlardı. Alacakları payın büyüklüğünü belirleyense eşitlik kuralı değil, kendi güçlerinin hatta kendi ahlaksızlıklarının büyüklüğüydü. İlke, kazıklayabildiğin kadar kazıkla olmuştu. İş oyunlarında herkesin böyle yaptığını görmüştü.
Bizler bedenin kölesiyiz. Onun sunduğu tek şey dikkatimizi dağıtan hayaller, arzular, hastalıklar, korkular. Hep sınırlarla çevriliyiz. Ölüm ise en büyük özgürlük.