"Delikanlım işaret aldığın gün atandan Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!" Ver mehteriiiii!
Benim çocukluğum bu marşı dinleyerek geçti. Büyüklerimiz bize "Fatihler olacaksınız!" diye gaz verirlerdi. Fakat yanlış olan şuydu ki "yaşla" yaşanmışlığı aynı şeymiş gibi görüyorlardı. Fatih 19 yaşında tahta çıkmıştı ama 11 yaşında da Manisa Sancak Beyi olarak atanmıştı. 19 yaşına kadar devlet yönetimi stajı görmüştü (Tabi onun babasının devleti vardı:)
Akşemseddin ve Molla Gürani'den eğitim alırken uygulama da yapıyordu. Bütçe yönetiyor, savaşıyor, aklındaki fikirleri uyguluyordu. Bugün bizim 9 yaşındaki çocuğumuz ne yapıyor? Peki, 13 yaşındaki? Çocuğu bakkala göndermiyoruz, bakkala! El bebek gül bebek yetiştiriyoruz.
Sadece Fatih mi?
Messi ne yapıyordu 5 yaşında? Futbolcu olacak çocuk daha 5 yaşında başlıyor da futbol oynamaya, neden bilim insanı olacak çocuk 21 yaşında ilk defa laboratuvar yüzü görüyor? Balerinler 3 yaşında çalışmaya başlıyor da neden hukukçular 21 yaşını beklemek zorunda ilk stajları için?
6 yaşından 22 yaşına kadar sadece öğreniyoruz, neredeyse hiçbir zaman öğrendiklerimizle bir şey üretmiyoruz (İstisnalar tabii ki de kaideyi bozamıyor). Sistem bizi hâlâ soru sormayan, sorgulamayan, sadece verilen direktifleri yerine getiren birer sanayi işçisi olacak şekilde yetiştiriyor.
Fabrikalaşmış Okul
Hatırlarsanız eskiden okullarda mavi ve siyah önlük giyerdik. Ne tesadüftür ki fabrikalarda da çalışanlar aynı renk önlük giyerdi. Fabrikalarda zil vardı, vardiyalar zille değişiyordu. Hafize Ana'nın elindeki zili hatırlayalım. Yani anlayacağınız, bu zil sistemiyle bizi Pavlov'un köpeği gibi vardiyalara, aralara hazırladılar.