Aşk. Kısacık bir sözcük. Ama öyle büyük, öyle zengin bir dünya ki , ömür yetmez! Onu anlatmaya sözcükler kifayetsiz kalır. Akıl onun nasıl bir şey olduğunu kavrayamaz. Yalnızca yürek, zavallı yürek yaşar onu; damla damla içer, hayatın köklerinin sıcağına güneşine çıkarır.
Karanlık odadaki yalnızlık. Yalnızlık duygusu, unutulmuşluk duygusu… Küçük pencereler, dar sokaklar. Birilerinin koşturmaları. Ve bu karanlık, yağışlı akşamüstünde müzik sesi. Ama keman duruyor birden. Fısıltılar.
O.
Sanki asıl öldürmek istediğim şey o derinin altında ya da başparmağımın altında atan o ince mavi damarda değil, başka bir yerde, daha derinde, daha gizli ve ulaşılması çok daha güç bir yerdeydi.