- Biz Inönü sehitleriyiz!.. Sen kimsin?
- Ben de sizin kumandaniniz ismet inönü' yüm!
Karşıki diziden bir kisi bir adim ilerleyerek yıldırım sesiyle bagirdi:
- Ben, Inönü'nün meçhul şehit neferiyim! Seni tanımıyorum! Kumandanım olsaydın yetimlerimi düsünür, on-lari kendi haline birakmazdin! Kanımızı şarap gibi içecek rahat saraylarda yaşayan sen mi bize kumanda etmistin?
Gelme!.. Gelemezsin!
İkinci bir şehit, bir adim ilerleyerek daha gür bir haykırışla seslendi.
- Ben Inönü' nün meçhul şehit mülâzimiyim. Seni tanımıyorum! Kumandanım olsaydın, dul ve yetim bıraktıklarım, kendi mukadderatiyle yalnızken saraylarda oturmaz, bizim mezarımız bile yokken kendine heykeller diktirmezdin... Gelme! Gelemezsin!..
Sef, acı içinde ağlamaklı olmustu:
- Sizi unuttum mu sanıyorsunuz? Sizi anmadım mi?
- Bizi değil, sadece kendini, kendi gururunu andın!
Seni dogurarak bu millete görülmedik bir fenahk yapan anana, vekil diye seçtiğin maskaralar vasitasiyle yalandan aşir okuturken, bizim ruhumuzu sevindirmek için bir mevlût okutmak aklina geldi mi? Memlekette Allah adını yasak ederken bizim Allah Allah diye can verdiğimizi em büyük hakkımız olan yaşamak hakkından vazgeçerken Tanrı’nın ulu adını andığımızı düşündün mü? Sen buraya
layık değilsin... Çekil... Git!..
Şef perişandı. Bir sey söylemek isterken sağ taraftan bir kasırga sesi işiterek gözlerini oraya çevirdi. Dehşetten bütün kanı donmuş gibiydi. Çünkü baktığı yerde kat kar gökler iniyor ve sıra sıra binlerce onbinlerce, milyonlarca asker, türlü türlü üniformalarıyla, göğüslerinden ve alınlarından kan sızarak kendisine bakıyor ve yildirim gibi sesler Beşeri Şefin beyninde uğultular yapıyordu:
- Biz Sakarya şehitleriyiz. Buraya giremezsin. Çekil,
git!
- Biz Dumlupınar şehitleriyiz. Buraya giremezsin. Çekil, git!
• Biz Çanakkale