Hikmet Karan

Hikmet Karan
@BERTLEBY
VAROLUŞ ANLARI
Virginia Wolf'a göre, çok güçlü farkındalık yaşadığımız zamanlarda gerçekten yaşadığımız söylenebilir, yoksa gündelik hayatın sıradan işlerini yaparken, yarı bilinçli bir haldeyiz. Wolf bu güçlü duygu deneyimlerine 'varoluş anları' diyor. Diğer, sıradan zamanlarda var olmadığımızı söylüyor (...)
Sayfa 121·Kitabı okudu
Reklam
Bir gün okul kütüphanesine gidip cazip görünen ciltler arasında dolandım: Sartre'ın Varlık ve Hiçlik'i ile Heidegger'in Metafiziğe Girişi. Ümit vaat eden başlığıyla ikincisinin giriş sayfasında "Neden hiçbir şey olmayacağına bir şey var?" sorusuyla karşılaştım. Bu sorunun katılığı, yalınlığı, keskin gücü karşısında nasıl afalladığımı hâlâ hatırlayabiliyorum.
Sayfa 9·Kitabı okudu
Alıntı
İYİ HAYAT, SEVGİDEN İLHAM ALAN VE BİLGİYLE YÖNETİLEN BİR HAYATTIR Bilgi olsun, sevgi olsun ikisi de sonsuzca genişletilebilir, bu bakımdan iyi bir hayat ne denli iyi olursa olsun, daha iyi bir hayat düşünülebilir. Bilgisiz sevgi ya da sevgisiz bir bilgi iyi bir hayat doğuramaz. Ortaçağlarda salgın hastalık bir ülkede patlak verdi mi, rahipler halkın kilisede toplanmasını ve kurtuluş için dua etmesini sağlarlardı; bunun sonucu hastalık dua edenler yığını arasında olağanüstü derecede çabuk yayılırdı. Bu, bilgisiz sevginin bir örneğidir. Son savaş sevginin yer almadığı bir bilgi örneğiydi. Her iki durumda da sonuç büyük çapta ölüme sebep olmuştur.
Sayfa 53·Kitabı okudu
Alıntı
İstanbul’da ekmek fırıncılarının hemen hepsi Ergerili Arnavut Rumlardı. Simitçi ve börekçi fırınlarını ise hemen hemen tamamen Safranbolulu Türkler işletirdi. Bugün börekçi ve simitçi fırınları gene Safranboluluların elindedir. Ama ekmek fırınları tamamen Karadenizlilerin eline geçmiştir. Bu fırınlar bildiğimiz kubbeli fırınlardı. Maalesef o devirde hamuru hamurkârlar ayakla yoğururlardı. Sonradan hamur makineleri getirilmesi zorunluluğu konduysa da, fırıncılar daha kolay olan âdetten kolay kolay vazgeçmemişlerdir.
Sayfa 41·Kitabı okudu
Alıntı
Ortaoyununun esası, Osmanlı cemiyetini zarifâne tenkit etmektir ve iki unsurdan kuruludur. Bunlardan birisi, kavuklu, kavuklu arkası, pişekâr ve zenneden kurulu olan asıl daimî oyun organıdır. Bunların karakteri Osmanlı, şehirli cemiyetini, kusurları ve meziyetleri ile (…) ortaya döker. İkinci kısım Osmanlı İmparatorluğu’nu teşkil eden muhtelif etnik grupların temsilcileridir ki, bunlar zengin bir trupta Arnavut, Laz, Kayserili, Acem, Yahudi, Frenk züppe, Sarhoş Ayvaz, Rumelili, Bolulu, Arap taklitleriydi. (…) Ortaoyununa ilk önce pişekâr çıkar ve zarif bir tekerleme ile oyunun ismini söylerdi. Ortaoyununda dekor olarak “Yeni Dünya” denilen üç kanatlı, insan boyunda ve beher kanadı boş bir tahta paravan gibi bir şey konurdu. Bu ev vazifesini görür, bir de sandalye ya bulunur ya bulunmazdı. Aslında ortaoyunu son zamanlarda dünyanın denemeye başladığı dekorsuz tiyatro idi ve kendine mahsus bazı deyimleri vardı…
Sayfa 91·Kitabı okudu
Alıntı