“…Yok, gerçekten, insan anasından kontrabasçı doğmuyor. Kişiyi oraya götüren yol nice yanılmalardan, rastlantılardan, hayal kırıklıklarından geçiyor. Diyelim ki, bizim Devlet Orkestrasındaki sekiz kontrabasçı içinde bir tanesi bile yoktur ki hayatın sillesini yememiş olsun ve de yediği sillelerin izi bugün bile hâlâ yüzünde okunmuyor olsun. Tipik bir kontrabasçı kaderi olarak kendimi örnek gösterebilirim; baskın bir baba, memur, sanatla ilgisi yok; zayıf bir anne, flüt çalar, aklı fikri sanatta; ben çocuk olarak annemi taparcasına seviyorum; annem babamı seviyor; babam küçük kızkardeşimi seviyor; beni seven yok –yani şimdi öznel açıdan bakınca. Babama olan nefretimden memur değil sanatçı olmaya karar veriyorum, ama annemden öç almak için de en büyük, en kullanışsız, soloya en elverişsiz çalgıyı seçiyorum…”