Herkese merhabalar.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Nobel ödülü almış bir yazarın kitabından şahsım adına çok daha fazlasını beklerdim ben açıkçası. Bu kitabın neyine Nobel vermişler anlamış değilim. Beni çok etkilemedi. Ara ara konudan kopmalar tam bağlayamamalar oldu. Bu da anlam sıkıntısını doğurdu. Çok beğendiğimi söyleyemem. Ama fena değil-idare eder tarzında bir kitaptı.
Okuyup okumamak konusunda;
“KARAR SİZİN.”
Hoşçakalın.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Herkese merhabalar.
Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Nobel ödülü almış bir yazarın kitabından şahsım adına çok daha fazlasını beklerdim ben açıkçası. Bu kitabın neyine Nobel vermişler anlamış değilim. Beni çok etkilemedi. Ara ara konudan kopmalar tam bağlayamamalar oldu. Bu da anlam sıkıntısını doğurdu. Çok beğendiğimi söyleyemem. Ama fena değil-idare eder tarzında bir kitaptı.
Okuyup okumamak konusunda;
“KARAR SİZİN.”
Hoşçakalın.
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Öncelikle herkese merhabalar.
Kitap benim beklentimin çok çok altında kaldı. Beğenmeyerek sıkılarak okudum. İte kaka, zorlaya zorlaya sonunu ancak getirebildim. Belli bi yerden sonra tamam artık okuyum da sonuna geleyim bitsin artık dedim kendi kendime. Kitapta anlatılmak istenen şey çok basit. Hepimizin bildiği ve kimimizin uygulayıp kimimizin uygulayamadığı bi durum. Kitabın konusu daha doğrusu kitabın yazılma sebebi bu.
“ EVET demek istiyorsanız EVET deyin.”
“HAYIR denek istiyorsanız HAYIR deyin. “
Bütün mesele bu aslında. Tüm kitapta anlatılmak istenen olay bu. Kitabı bu şekilde bir iki cümleyle özetlemek mümkün.
Söylediğim gibi ben okudum ve beğenmedim. Çok sığ buldum. Okumak isteyenler illaki olacaktır. İsteyen okusun tabi saygı duyarım. Fakat okumasanız da bi şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum.
Hoşçakalın.
Yalnızım, evet herkes yalnızdır, yalnızız...
Peyami Safa 2 Nisan 1899’da doğdu. İsmini babasının çok yakın arkadaşı olan Tevfik Fikret koydu. 11 yasında ilk piyesini yazdı. 17 yasında yakalandığı bir kemik hastalığı sebebiyle büyük ruhsal ve bedensel sıkıntılar yaşadı ki bu durum otobiyografik bir eser olan dokuzuncu hariciye koğuşu’nu yazmasına sebep oldu.
“İnsana fakirliğin ve hastalığın öğrettiklerini hiçbir okul ve kitap veremez”
sözüyle bu durumun yol açtığı kaçınılmaz olgunlaşmadan bahsetti.
Bir süre öğretmenlik yaptı ardından Cumhuriyet gazetesinde “Server Bedi” mahlasıyla onu üne kavuşturacak “ Cingöz Recai“serisini yazdı.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu”nu Nazim Hikmet’e ithaf edecek kadar iyi de bir dostlukları var(dı).
1934-1957 yıllarına kadar sol çizgide devam eden yazın ve siyasi hayatıyla, Necip Fazıl’ın ciddi eleştirilerine maruz kaldı. Cahit Sıtkı’nın, Sait Faik’in geniş kesimlerce tanınması onun sayesindedir fakat bu dostluk da sağ sol çatışmasına takıldı, 1957’den sonra fikir dünyası keskin bir dönüşüme uğrayarak milliyetçi sağa kaydı.Soldayken sağcıların; sağdayken solcuların hedefi hâline geldi.Günümüzde “sağın yazarı” olarak anılması onu gerçek anlamda tanımamızı hâlâ engelliyor.
Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ile tanıdım yazarı. Sonrasında okuduğum iki eseri de üniversitede “arketip” araştırmaları kapsamında olunca,benim için eğitim Hayatımın zorunlu okumalar başyazarıydı. Yaklaşık sekiz sene sonra “kendi arzumla” okuduğum ilk eseri oldu Yalnızız.
Eserde, Doğu Batı çatışmasını, bireyin varolma mücadelesini, Manevi değerlerini kaybeden, maddi ve ruhi bir açmazın içine düşmüş sorunu çözmekten ziyade onun yarattığı karmaşayla beraber yok olan insanların hayatları anlatılıyor.
Simerenya, kabiliyetlerin serbestçe geliştiği, çocukların ilgi ve istidadı