Bir taraftan da Adnan, herkesin ittifak ettiği fikirleri kabul ederse, başkasının elbisesini giymiş bir uşak gibi olacağını sanıyor, bu adamları aksi cevaplarla kırıyordu.
"Vallahi Avrupa efendimizden korkar mı bilmem; fakat efendimiz eskiden Moskof çarından korkuyordu, sonra elçisinden korkmaya başladı, şimdi tercümanından korkuyor. Zaten neden korkmuyor ki? Sahilden korkuyor; kalem sesinden ayak sesine kadar her gürültüden korkuyor; gazeteden, reçeteden korkuyor; kendi karyolasından korkuyor; kendi hafiyesinden korkuyor; öperken çocuğundan, çocuk yaparken karısından korkuyor... Korkacak kimse bulamazsa aynada kendisinden korkuyor... Abdülhamit sağ kaldıkça Osmanlı İmparatorluğu masrafsız batacaktır, Avrupa para ve asker harcamayacaktır; onun için bizi taksim etmiyorlar!"
Adnan, düşüne düşüne Laleli'yi inmeye başladı. Demek ki Abdülhamit Buharî'yi yakmasaydı Şarkî Rumeli'yi düşmana muharebesiz veren adama hâlâ kızmayacaktılar?
Kendi ekseninde dönen ve kendi kendine kurumaya mahkûm kısır bir düşünce alışkanlığından Anglosaksonların pragmatist, eylemci ve sonuç alıcı realizmine geçişte İngilizce Halide Edib'in başlıca anahtarı olmuştu.