"Kiralık odamın çatlak duvarları değil, çalıştığım ofisteki eski masalar da değil, defalarca geçtiğim, yine geçtiğim ve yenilenemezler izlenimi yaratan şehirdeki aynı sokaklardaki fakirlik de değil-bunlardan hiçbiri günlük yaşamın iğrençliğinin sıklıkla midemi bulandırmasından sorumlu değil. Bunun nedeni, sürekli etrafımda olan insanlar, beni tam bilmeden konuşarak ve günlük ilişkilerle anlayan ruhlar- bunlar, boğazımda fiziksel iğrenmenin salya düğümünü yaratanlar. Onların iğrenç yaşam monotonluğunun dışsal biçimde benimle paralel olması ve onların arkadaşı olduğumu açıkça düşünmeleri -bunlar bana mahkûm kıyafeti giydiriyor, beni bir hücreye koyuyor ve adeta bir sahtekâra ya da dilenciye çeviriyor."
"Sessiz odada, eskiden olduğu ve gelecekte olacağı gibi, yalnız başıma üzüntüyle yazıyorum. Ve açıkça önemsiz olan sesimin binlerce sesin, kendini ifade etmek isteyen binlerce yaşamın, benim gibi günlük işlere, yararsız düşlere ve umutsuz umutlara dalıp feragat eden milyonlarca sabırlı ruhun özünü oluşturup oluşturamayacağını düşünüyorum."
"Bu uyuşuk ve boş saatlerde, ruhumda zihnime doğru bir hüzün yükseldiğini hissederim -her şeyin benim duyumum ve aynı zamanda dışsal olduğuna, değiştirmeye gücümün yetmeyeceğine dair acı bir farkında olma durumu."