Her şey ne kadar geçici ve sahteydi aslında... huzur denen şey, bu sahteliğin içinde kendimize söylediğimiz yalanlardan ibaretti, geçici olan her şey gibi.
Krizlerimiz baskıladığımız yerde yoğunlaşıp artık baskılanmayacak bir basınca gelince, yani ruhumuzun kömürü elmasa dönüşünce, duygularımız bir yanardağın volkanı gibi bilincimizin en derininden öyle çıkarlardı ki yüzeye, hallerimize bulaşır, karakterimiz işte o zaman yüzeye ulaşırdı.
Ülkü özgür değildi ki bunca sorumluluğun, beklentinin içinde gencecik bir kız çocuğu nasıl özgür olabilirdi, özgür olmayan biri nasıl ''kendini'' oluşturabilirdi?
O aslında gencecik bir kız çocuğuydu ama ne gençliğin toyluğunu ne de duyguların en güzel mevsimlerini yaşamaya hakkı olmadan, hayatın mücadelesinde kaybolmuştu.