Zaman izleri siliyor. Uykuyla uyanıklık arasında gördüğün rüyalara benziyor geçmişte yaşadıkların bir süre sonra. Öfke diniyor. Bir vakit kalbini ateşiyle kavuran her şey, cılız bir mum alevine dönüşüyor. Ha söndü, ha sönecek. Yine de onunla karşılaşmak yıllardır kimsenin el etmediği ağır, paslı bir demir kapıyı aralamıştı içimde, otların bürüdüğü, yıllar önce insanlar tarafından terk edilmiş bir bahçeye adım atmıştım sanki.
İnsan, kendiyle kilometrelerce uzak düştüğü modern hayata ne zaman ikna olmuş diye düşündük ya sonra. Ne zaman alışmış şehrin kafesine kapatılmaya. Pencereden bakıp da sadece başka pencereler görmeyi ne zaman kabullenmiş.
Bir vapur yolculuğuna bir hayat sığdırmışlardı durduk yere. Bir sahlep içimi zamanda bir ömrün en nadide duraklarına uğramış, beni de yanlarında götürmüşlerdi.