Kitap, 1992–1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan insanlık dramını gerçek olaylardan esinlenerek anlatır. Bu bağlamda savaşın sadece cephede değil, toplumun kalbinde, evlerde, sokaklarda, kadınların ve çocukların hayatında ne büyük yıkımlar yarattığını gözler önüne serer.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve savaşın kadın bedeni üzerindeki etkisi, romanın merkezinde yer alır. Kadınların sistematik tecavüze uğraması, bu durumun bir savaş silahı olarak kullanılması ve toplumun buna tanıklığı, kitabın en çarpıcı yönlerinden biridir. Bu, sadece bireysel bir trajedi değil, toplumsal bir yara olarak sunulur.
Savaş sırasında ve sonrasında uluslararası kamuoyunun ve bazı toplum kesimlerinin sessiz kalması, kitapta dolaylı olarak eleştirilir. Sessizlik, kimi zaman bir suç ortaklığına dönüşür ve bu da toplumsal vicdanı zedeler.
Her şeye rağmen kadın karakterlerin yaşama tutunma çabası, toplumsal belleğin güçlü bir şekilde ayakta kalması gerektiğini hatırlatır. Direnişin ve umudun da bir toplumsal tavır olduğu mesajı verilir.
İncir Kuşları, sadece bireysel bir acının değil, bir halkın yaşadığı kolektif travmanın, unutulmaması gereken bir toplumsal olay olarak belleğe kazınması gerektiğini savunur. Bu yönüyle hem edebi hem sosyolojik açıdan değerli bir kitaptır.