Peyami Safa tarafından kahraman bakış açısıyla kaleme alınmıştır. Kahramanın adı geçmeden onun, bakış acısı, acıları,düşünceleri yansıtılmıştır. 15 yaşında kemik iliği kanseri olan bu genç hastalığın vermiş olduğu acıyla mücadele eder. Genç kahraman uzak akrabası olan bir Paşanın evinde kalır ve bu evin kızı olan Nüzhet’e aşık olur. Nüzhet’in annesi bunu fark edince kızının doktor olan Ragıp ile evlenmesi için elinden geleni yapar. Sonunda gencin durumu daha da kötüleşir 9. Hariciye koğuşuna yatırılır. Gencin bacağının kesinleceğinden bahsedilir ama sonunda bacağı kesilmeden 9. Hariciye koğuşundan ayrılır. Hastahaneden ayrılırken genç kahramanımız üzgündür çünkü Ragıp ve Nüzhet evlenmeye karar vermiştir.
Yazar Afganistan’ın içler acısı halini güzel bir şekilde kaleme almıştır. Okudukça kaybolan hayatları düşünürsün. Oysa herkesin güzel bir dünyada yaşamaya hakkı yok muydu. Bazı insanlar güzel yaşamayı hayal edemeden bu dünyadan göçüp gitti. Kitap tam da bunu konu edinir. Emir Afganistan’da varlıklı bir ailenin çocuğu olarak hayatını devam ettirirken, Hasan ise Emir’lerin evinde çalışan Ali’nin oğludur. Hasan ve Emir konakta birlikte büyürler. Hasan en yakın arkadaşı olarak Emir’i bilir ama emir için aynı şeyi pek de söyleyemeyiz. Hasan, Emir için her türlü fedakarlığı yapar. Uçurtma şenliklerinde Hasan Emir için uçurtmayı almaya çalışırken Emir onu kavganın ortasında bırakır. Bu Emirin vicdan azabı çekmesine sebep olur Hasan’ı görmek istemez sonunda onu konaktan attırır. Bir süre sonra Afganistan Ruslar tarafından işgal edilir. Emir ve Babası Amerika’ya kaçıp hayatını kurtarır. Emir bir gün Hasan için Afganistan’a tekrar döner öğrenir ki Hasan ölmüştür. Hasanın oğlunu Afganistan da bırakmaz Amerika’ya getirir böylece Hasan’a olan vefa borcunu ödemeye çalışır.
Oblomov'a ne olmustu? Neredeydi?
Oblomov'un vücudu, en yakin kilisenin sakin avlusunda, fundalar arasindaki mütevazi bir taşın altinda dinleniyordu. Dost bir elin diktiği leylaklar, mezarin sarmış, sessiz havasinda pelin kokusu yükseliyordu.
Uykusuna huzur meleği kanatlarini germis gibiydi.
Sevketli karisinin dikkatli bakimina, bir an üzerinden ayrilmayan gözlerine rağmen sürekli rahatlik, hareketsizlik, haksizlik yavas yavas hayat makinesini köreltmisti. Oblomov zahmet etmeden, can çekişmeden, kurulmamış olduğu için duran bir saat gibi bitivermisti. Kimse son anlarini görmedi, son iniltilerini işitmedi…...