Denemeler kitabının incelemesini yaparken kitaplıkta bulunan "okuyorum" ibaresini bilerek "okudum" a çevirmiyorum.Çünkü denemeler "okunmaz". Tüm hayat boyunca " okuyorum"olarak kalır.Tüm ciltlerini,tam metinlerini topluyorum.Bu gerçek "felsefe" dir.Yıllar boyunca felsefeye ilgili birisi olarak,Denemeler'den sonra şunu görüyorum:
Felsefi karışıklıklar,ekoller,hiçbir işe yaramayacak terimler,hayata uygulanması imkansız olan sadece bizi daha havalı göstermek için kullandığımız felsefe akımlarındansa,Montaigne denemelerin her sayfasında filozofların tamamına ders veriyor.O yüzden rastgele açıp bir sayfa okumak bir anda hayatınızı değiştirebilir.Hayatınızda başınıza gelen bir sorunu aşmak için yol gösterici olabilir.Felsefe insanın doğru ve tutarlı bilgi ile akıl yürütmesi ise "Felsefe" işte budur.Denemeler size hayatı anlama,kavrama,sorgulama konusunda gereksiz terimlerden,saçma tutarsız felsefi görüşlerden,hayata uygulanamayacak bilgi kirliliğinden uzaklaşıp yol gösterici olur.Şimdi anlıyorum. Felsefe; metafizik,varlık,hiçlik gibi konuları işe yaramaz şekilde inceleyen ve insanlığa geçmeyen fikirleri ile bilgi kirliliği yaratan,sadece akademik bilgiler yığını olan Hegel,Nietzche,Heidegger değil tüm bunları en net şekilde "verebilen" Montaigne gibilerdir.
Sokrates'in de öğrencisi olan Ksenophon'un günlük şeklinde kaleme aldığı milattan 400 li yıllarda geçen destansı bir mücadele.Ksenophon savaş muhabiri tarzında bir görev yaparken ordunun başına geçecek kadar donanımlı,hitabeti yüksek, adaleti yüksek.Pers kralına karşı ayaklanan kralın kardeşi Kyros yaklaşık 100.000 kişilik ordusuyla 1.200.000 kişilik ağabeyinin kapısına dayanır.Ordunun 12.000 civarlarında olan Yunan seçkin askerleriyle oldukça iyi bir savaş yürüten Kyros kaybeder ve başı gövdesinden ayrılır.Sonrasında ordunun başına geçen Klearkhos gibi komutanların da Pers kralının tuzaklarıyla yok edilmesiyle asker dahi olmayan Ksenophon ordu komutanlığının ortaklarından olur.Ve kaybetmiş Yunanlıları Fırat nehri civarlarından,Doğu Anadolu üzerine,Ermenistan bölgesinden Karadeniz topraklarından Konstantinopolise ordan eve döndürebilmek için destansı bir mücadele verir.Bu gerçek yolculukta bizler 2000 yıl öncesinin Anadolu topraklarında gezerken,o dönemin şehirlerindeki günlük yaşam,yiyecek içecek kültürleri, duygusal ve siyasal yaklaşımları,tuhaf adetleri,spor faaliyetleri gibi durumları apaçık görürken aynı zamanda komutanların ordu üzerindeki etkilerini inceliyoruz.Orduya moral nasıl verilir,ayaklanmalar nasıl bastırılır ve kazan kaldırmanın önüne nasıl geçilebilir sadece korkulan değil korkulan+sevilen lider nasıl olunur bunları izliyoruz.İzliyoruz diyorum çünkü okumak değil adeta izlemek gibi.Tarih,siyaset,askeriye, konularıyla ilgilenenlerin bunların hayatta kalmada ki etken rollerini incelemek isteyenlerin okumasını tavsiye ettiğim şahane eser.
Not:Uygun antik çağ temalı müziklerle okunursa bağımlılık yaptığı şahsımca tescillenmiştir :)
Kısacık bir inceleme: İnsana bildiklerini anlatan kitaplar en iyi kitaplardır sözünü tescilleyen kitap. Ara ara rastgele sayfa açıp okunmalı ve sevdiklerimize hediye edilmeli bol bol.
Öncelikle kitap sadece Hasan Sabbahın dönemini ve Haşhaşi hikayelerini dinlemek isteyenler için bir uygun bir kitap değil.Bernard Lewis konuya Haşhaşilerin mensup olduğu tarikatın yani İsmaililiğin ve onun kolu olan Naziriliğin ortaya çıkışını anlatmakla başlıyor.İslam döneminde Peygamberimizden sonraki halifelerden Hz Osman ın öldürülmesi ve sonrasında Hz Alinin başa geçip onunda öldürülmesiyle ilk ayrışmaların meydana gelmesine değiniliyor.Böylece Şianın meydana gelişi sonrasında Şianın kendi içinden İsmaililiği doğuruşu detaylı açıklanıyor.Ve sonrasında karışıklıklar içerisinde bulunan Suriye ve İran coğrafyasında bu karışıklıklığı zekasıyla kullanan Hasan Sabbahın yükselişi anlatılıyor.Zannettiğimiz gibi müritlerine haşhaş vesaire içirdiğine dair bir bilgi yok.O müritlerini tamamen din ile başarılı şekilde kandırıyor.Ve ondan sonra gelen diğer Alamut Şeyhleri de buna bu şekilde devam ederken kullandıkları korkunç suikast yöntemlerinin İslam ile bağdaşmadığını da yazar belirtiyor.Dağlara kurdukları kalelerle birçok vezir ve halifeyi katleden,halklara korkular salan,Avrupada dahi ses getiren bu tarikatın tarihi muhakkak okunmalı ve çok fazlaca ders çıkarılmalı.Akademik bir kitap olsa da güzel alıntılarla akışkan bir kitap halini almış.Severek bitirdim.
Modern felsefenin hatta modern bilimin kurucusu denebilir Descartes için.Onun şüpheci yöntemi herşeyden şüphe etme saçmalığından farklı olarak işlemekte.O şüphesini doğru bilgiye ulaşmak için kullanıyor.Kitap meşhur "Düşünüyorum öyleyse varım" argümanına nasıl ulaştığını açıklıyor Descartes herşeyin bir kurgu ve hata üzeribne kurulmuş olabileceğinden şüphe ederek uyguladığı yöntemlerle herşey sahte olsa bile kendisi tüm bunları düşünebildiği için kendisinin "var " olduğunu düşünüyor.Ancak kendisinin varlığının diğer şeylerin varlığını yaratmaya yetmediği için buradan da muhakkak bir "Tanrı" olması gerektiğini açıklıyor. Özetle kitap iyi ve dikkatli okunursa insanın benliğinde devrim yapabilecek düzeyde.Ayrıca Ateizme,materyalist-natüralist felsefeye tokat gibi bir cevaptır.İnançsız birisi okursa Tanrının varlığına ikna olabilir en kötü şüpheye düşer.İnançlı birisi okursa inancı çok daha fazla artar.