Serenity

Serenity
ʜAʏAᴛ ʙEɴ sEɴIɴ ᴅEğIʟ, SᴇN BᴇNɪM Iᴄ̧IᴍDᴇSɪN. BᴇN NᴇFᴇS AʟIʀSᴀM SᴇN YᴀŞᴀRsIɴ﹗
Şunu ileri sürenler de var: İnsanın beyinsiz kalmasını istiyorlar... Bu ilaçlar birer kimyasal. Problemin kaynağı olarak beyni görüyorlar ve beyni "yola getirmek" istiyorlar! Yani beyne "format" atılıyor... Düşünün ki, beyni nasıl etkiliyor ise kişinin rüya görmesini bile engelliyor. Pek çok soru hâlâ yanıt bekliyor. Örneğin, antidepresan-lar serotonin düzeyini hemen yükselttiği halde, depresyonun düzelmesi neden haftalar sonra gerçekleşiyor, bilinmiyor! Depresyonun sadece serotonin eksikliğiyle izah edilemeyeceği, daha karışık mekanizmaların sebep olduğu da ileri sürülüyor. En önemlisi şu: Bu hastalık bu kadar yaygınsa, sebebi ne? İlaçları üretenler diyor ki: -"Bu ilaçlarla biz insanların beyinlerinde depresyona sebep olan bozukluğu düzeltiyoruz." Peki... İnsanların beyninde bu kadar yaygın biyokimyasal bozukluk varsa, yüz binlerce yıldır atalarımız bu kadar zor koşullardan geçip bugünlere nasıl geldi?
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Antidepresanlar şu mantıkla görev yapıyor: İlaçlarla, beyin hücrelerinin kendi aralarındaki ve diğer sinir hücreleriyle de iletişim kurmalarına olanak tanıyan serotonin hormonunu harekete geçirmek için veriliyor. Çünkü serotonin, insanda mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veren hormondur... Serotoninin az bulunmasının kişide depresif, yorgun, sıkılgan bir ruh haline sebep olduğu iddia ediliyor. Ki bu kesin değil. Kişisel ıstırapların beyinde serotonin salgısı dengesizliğinin sonucu olduğu iddiası çoktan modası geçmiş bir anlayış!
Hayatın normal akışı içindeki sıradan üzüntü-kaygı yaşayan insanların hepsi, psikiyatri sektörü nezdinde potansiyel birer hasta durumuna geldi / getirildi. Oysa her insanın hayatında sıkıntılı olan bir dönemi yok mu? Duygularımız bize yol gösteren rehber. Antidepresan ilaçlarsa duygulanım çeşitliliğimizi azaltıp bizi umursamaz ve aldırmaz bir hale getirerek; mutsuzluk, kaygı, endişe, tasalanma gibi duygulan duyumsamamızı engelliyor. Bu olumsuz duygulann bizim için çok büyük önemi var. Örneğin çekingenlik duygusu, bizi hazır olmadan içine girerek zarar göreceğimiz durumlardan kurtarabilir. Bu ilaçları kullanarak çekingenlik duygusunu yok edenler, çok büyük zararlar görebiliyor. Biliniyor ki duygusal çalkantıya sebep olacak birçok faktör var. İnsanları hemen “arızalı" görmek değil, dinlemek gerekiyor. Keyifli sohbet, dostluk, zihinsel doyum vs. en büyük "ilaç". İnsan para verip o "kanepeye" niye yatıyor anlatmak, rahatlamak için. Ama... Sektörün her fırsatta sorunu "salt ilaçla yok etme dayatmasının" başka başka nedenleri var.
İlaçlara karşı değiliz ve açgözlü olmasalardı laboratu-varlarla müttefik olabilirdik. Bizler makine değiliz ve bugün ruhsal acıyı açıklayan organik nedenlerin hiçbir bilimsel kanıta yok..."
Hiçbir bilimsel kanıt içermeyen ve gittikçe daha karmaşık ve istilacı vahşi bir ormana benzeyen bu epidemiyolojik el kitabı ile ne öğrencilerin iyi bir eğitim alabileceğine ne de eğitmenlerin iyi bir formasyon verebileceğine ikna olduk. Şehirlerdeki doktorlarm ilaç dağıtıcısı ve ilaç temsilcisi rolüne indirgendiğini, çünkü her yerde hastalık gören bu el kitabının inşam korkuttuğunu düşündük. Bu politikamn bitmesi gerektiğini düşündük...