Benim gözlemlediğim kadarıyla öğrencilerdeki en sorunlu görüşler şunlar: Tarihsel olmayan ve egoist bir insan doğası anlayışı; toplumun ayrı ayrı bireylerin toplamı olarak tasavvur edilmesi; bu tasavvura eşlik eden, toplumsal sorunları bireysel ve psikolojik sorunlar düzeyine indirgeme eğilimi (yani, “mağduru suçlama” sendromunun bütünü); Marksizmin Sovyet ve Çin örnekleriyle eşleştirilmesi ve tabii ki, en nihayetinde de radikal bir değişimin her ne şekilde olursa olsun mümkün olmadığını öğütleyen bir mantık.
Başından itibaren Marksizm her açıdan saldırıların hedefi oldu. Ancak Marx, söylediklerinden ziyade, söylemediği şeyler için eleştirildi. Mesela, kimileri Marx’ın materyalizmini onun tarihte ve insanların hayatlarında düşüncelerin oynadığı rolü ihmal ettiğinin kanıtı olarak okumak gibi hatalı bir eğilim içinde oldu. Marksizm, “ekonomik belirlenimle” eş tutuldu ve siyaseti, kültürü, dini, vs’yi ekonomik nedenlerin tek yönlü etkilediği basit sonuçlar olarak gördüğü söylendi.
Kapitalizmde baskı araçlarını desteklemek için, insanların mevcut durumu kabullenmelerini sağlayan ya da en azından daha iyi bir alternatifin var ve mümkün olduğu konusunda akıllarını bulandıran bir ideoloji ya da düşünme biçimi geliştirilir. Bu ideolojiyi meydana getiren düşünce ve kavramların genel işlevi, insanların dikkatini olay ve kurumların görünür yönlerine odaklamaktır; bu kurum ve olayların tarihleri, değişim potansiyelleri ve içinde yer aldıkları geniş bağlam görmezden gelinir. Sonuç ise; eksik, durağan, çarpıtılmış ve tek taraflı düşünceler yığınıdır. Kapitalistler, herkesin işte bu şekilde düşünmesini tercih ederler. Mesela kapitalist ideolojiye göre tüketiciler egemen pozisyondaymış gibi düşünülür; sanki süpermarkette yaptıkları tüketim tercihleriyle, neyin üretileceğini gerçekten belirliyorlarmış gibi!
işçi bilmeden, kendi yabancılaşmasının yeniden üretimi için gerekli olan koşulları örmektedir. Kendi inşa ettiği, fakat yabancılaşan emeğiyle birlikte kaybettiği dünya, başkalarının özel mülkiyeti olarak yeniden gün yüzüne çıkar.
Marx, fikirleri ve insanları aynı dünyanın parçaları olarak ele alır; öyle bir dünya ki, insan etkinliğiyle; ancak özellikle de üretici insan etkinliğiyle her daim yeniden yapılanmaktadır.