Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
493 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
Hayatta şansla en az bir kez karşılaşmayan çok az insan vardır; ancak bizler her zaman bir tuzaktan dışarı çıkarak, üzerimize saldırmaya ve bizleri yere sermeye hazır kötü amaçlı güçlerle çevrilmiş durumdayız; buradan da, hemen hemen herkesin, hatta yazgısının yüzüne güldüğü insanların bile ilgisini uyandıran çok gerçek acılar doğuyor; bu yüzdendir ki ıstırap edebiyatı bütün tarih boyunca belli bir başarı kazanmıştır.
Reklam
Diyalektik biliminin temeli karşıtların birliğidir
Serbest durumda bulunan atomların birer “parça” olduklarını söylemek saçmalık olur. Bunlar ancak bir bütünün bileşimine girdikleri zaman, yani ancak bir molekülle ilişkili olarak birer parça haline gelirler. Atomlar da ancak ayrıştırılabilecekleri çekirdekçiklerle ve elektronlarla (ya da parçalarla) ilişkili olarak birer bütündürler. Bu nedenle, “bütün” ve “parça” gerçekte iki “farklı” türden şeyi anlatan kavramlar değildir. Hegel’in diğer kategorik çiftler (örneğin, neden ve sonuç) konusunda işaret ettiği gibi, bütün ve parça tek ve aynı kavramı oluşturur: bütün / parça ilişkisi kavramını.
Kapitalizm, gizemlileştirme (mystification) niteliğinin büyüklüğü ve sinsiliğiyle diğer bütün baskıcı sistemlerden ayrılır (zira diğer bütün baskıcı sistemler doğrudan zor kullanmaya çok daha fazla dayanırlar). Gizemlilik, kusursuz bir şekilde kapitalizmin tüm yaşam süreciyle bütünleşmiştir. Öyle ki hayatta kalmak için kapitalizm ona muhtaçtır. Burjuva ideolojisinin önemi, Marx’ın yazılarında ona ayırdığı yerin büyüklüğüyle kendisini belli eder. Marx, kapitalist eylemleri ve bunları alışılageldik eylemler olarak gören yöntemleri eleştirdiği yazıları boyunca burjuva ideolojisine yer verir. Bu sebeple bizim Marksizm yorumumuz, kapitalizmin nasıl işlediğinin betimlemesiyle; bu işleyişin hem ortak duyuda, hem de “öğrenilmiş söylemlerde” nasıl gizlendiğinin betimlemesini her noktada ilişkilendirilmelidir.
Benim gözlemlediğim kadarıyla öğrencilerdeki en sorunlu görüşler şunlar: Tarihsel olmayan ve egoist bir insan doğası anlayışı; toplumun ayrı ayrı bireylerin toplamı olarak tasavvur edilmesi; bu tasavvura eşlik eden, toplumsal sorunları bireysel ve psikolojik sorunlar düzeyine indirgeme eğilimi (yani, “mağduru suçlama” sendromunun bütünü); Marksizmin Sovyet ve Çin örnekleriyle eşleştirilmesi ve tabii ki, en nihayetinde de radikal bir değişimin her ne şekilde olursa olsun mümkün olmadığını öğütleyen bir mantık.
Reklam