Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
493 okur puanı
Ocak 2018 tarihinde katıldı
“Sınavlar toplumun sınırlı kaynaklarını gençliğe en adil bir şekilde dağıtmanın yoludur; sınavların liyakat ve fırsat eşitliği gibi fikirlerle birlikte anılmasının nedeni de budur”. Fakat eğer bazı öğrenciler okul dışında sahip olduğu avantajlar sayesinde sınavlarda başarılı oluyor ve bu olanaklara sahip olamayanlar aynı başarıyı gösteremiyorsa, o zaman toplumun temel olanaklarını sadece bu aynı avantajlı insanlara akıtmak baştaki eşitsizliği daha da katmerlendirir. Bu liyakat esası ve fırsat eşitliği, bir derece, bu eğitim elitinin üyeleri arasında mevcuttur
Reklam
Kapitalizm ve fırsat eşitliği
“Bütün öğrenciler sınavlarda eşit başarı şansına sahiptir; yaşam koşullarındaki büyük farklılıklar bile performanslarını ancak ihmal edilebilir düzeyde etkileyebilir”. Halbuki, öğrencilerin ailelerinin gelirleriyle aldıkları test sonuçları arasında o kadar güçlü bir korelasyon vardır ki radikal eğitim kuramcısı Ira Shor, müstehzi bir ifadeyle, kolej başvurularında test sonuçlarının hiç göze alınmamasını bunun yerine öğrencilerden sadece başvuru formuna aile gelirlerini girmelerinin istenebileceğini söylemiştir. Gerçekten de bunu yapsalar sonuçlar aynı olacaktır. Görece istisnalar olmakla birlikte aynı insanlar kolejlere girmeye hak kazanacak, ama sonrasında da, elbette, sınıflarda da fırsat eşitliğinin olduğuna dair inanç, aynı diğer mit gibi karşımıza çıkacaktır.
“Sınavlar öğrencilerin ne kadar bildiğinin ve genel olarak kafalarının ne kadar çalıştığının doğru bir göstergesidir”. İyi ama soruların öğrencinin beklediği yerden çıkması veya çıkmaması gibi şansa bağlı durumlar ve sınav günü sahip olunan halet-i ruhiye ve duygular da dahil olmak üzere pek çok şey sınavda alınacak sonucu etkileyebilir. Çok iyi hazırlanıp da kötü not aldığınız veya çok az bilip de son derece başarılı olduğunuz sınavları dönüp bir hatırlarsanız ne dediğimi anlarsınız.
Genç insanların bu eğitimsel ritüele zorla katılıp ne öğreneceklerini ayrıntılı şekilde ele almadan önce sınavlar ve sınava girmek konularındaki toplumdaki yaygın bazı mitlerden kurtulmak faydalı olabilir. Bu mitlerin bazıları şunlardır: 1. “Sınavlar eğitimin zorunlu bir parçasıdır”. Eğitim, şu ya da bu türde, insan toplumları içerisinde her zaman var olmuştur. Fakat sınavlar için aynı durum söz konusu değildir. Sık sık sınav yapma pratiği esasında oldukça yeni bir icattır ve dünyada halen görece nadiren uygulanmaktadır. 2- “Sınavlar tarafsızdır”. Saygın bir psikolog olan Henry Goddard, 1912’de kendi deyimiyle “kültür içermeyen” zeka testlerini Ellis Adası’ndaki yeni göçmenlere uygulamış Yahudilerin %83’ünün, Macarların %80’inin, İtalyanların %79’unun ve Rusların da %87’sinin geri zekalı olduğunu bulmuştu; ve ona göre “geri zekalılar en azından potansiyel suçlulardı”. O zamandan bu zamana zeka testleri, biraz daha iyi bir konuma geldi, fakat test yapma sürecinin özellikleri, testi oluşturan kişilerin tutumları ve çok farklı arkaplanlardan gelip de testi alan insanların çeşitliliği düşünüldüğünde ciddi yanlılıklar içermeyen bir test üretmek imkânsızdır. 3- “Sınavlar tarafsız bir şekilde notlandırılmaktadır”. Daniel Stark ve Edward Elliot 200 lise öğretmenine notlandırmaları için İngilizce alanında yazılmış iki ödev gönderirler. 142 ödev notlandırılmış olarak kendilerine geri döner. Ödevlerden birisine verilen notlar 50’den 99’a diğerinde ise 64’ten 99’a kadar değişmektedir. İngilizcenin “nesnel” bir konu olmadığını söyleyebilirsiniz. Fakat aynı şeyi matematik alanında yazılmış ödevler için yaptıklarında da notlar bu kez 28 ile 95 aralığında değişmektedir. Her ne kadar her iki durumda da çoğu not ortalarda bir yerde seyretse de, bu durum verilen notun önemli bir
Sayfa 270
Psikolog Bill Livant bir keresinde şöyle demişti: “Bir liberal bir dilenci gördüğünde sistemin işlemediğini söyler. Bir Marksist gördüğünde ise işlediğini”. Bu içgörünün aynısını bugün eğitim alanının tümüne uyarlayabiliriz. Sadece popüler medya değil, araştırma dergileri de pek çok öğrencinin ne kadar da az şey bildiğini, temel becerilerinin ne kadar da uçucu olduğunu belgeleyen çalışmalarla dolu. Bu yüzden de her yerden “sistem işlemiyor” feryatları yükseliyor.
Reklam