Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
"Biz sosyalistler bir ulus gibiyiz- yerkürenin her yerinde aynı enternasyonel ulus. Kapitalistler de temsilcileri, araçları ve vekilleri ile aynı şekilde bir ulus gibidir, bu yüzden doğrusunu söylemek gerekirse, bugün tüm memleketlerde büyük bir sınıf savaşında olan iki tane ulus vardır, sosyalizmi temsil eden proleterya ve kapitalizmi temsil eden burjuvazi." Wilhelm Liebknecht
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Marksist kavrayış, ezilen ulus devrimcisi, ezen ulusa bir bütün olarak tepkili olduğunda ve hatta toptancı davranıp, tepkisini devrimcilere de yönelttiğinde, anlayış göstermeyi gerektiriyor. İşte, ezilen cinsin de sorununa, bu bağlamda yaklaşılırsa; yapılmakta olanlar, çok daha kolay anlaşılacaktır. O zaman da, cinslerin özgürlüğü çabasına, seksüel yakıştırmalar yapmak; erkeğe yönelik tepkiyi de erkek düşmanlığı olarak algılamak büyük ölçüde- ortadan kalkacaktır.
Canlıların hemen hepsinde, üremenin ağırlıklı yükü dişinin üzerindedir. Ancak, canlı türlerinin hiçbiri, insanda olduğu gibi kendi türünün dişisine, üreme fiiline ek bir baskı kurmamıştır. Kadının üzerinde baskı kurma rolünü erkeğe veren sis-tem, erkekle kadını karşı karşıya getirirken; kendisi de özgür olmayan erkek, kadınlardan bu sisteme yönelebilecek tepkiler karşısında, objektif olarak bir dalgakıran durumuna düşer. Her halükarda bir tepkinin gelişmesi gerekli ve anlamlıdır. Ancak, tepkinin erkek cinsini aşarak, doğrudan kaynağın kendisine/sisteme yönelmesi kolay olmuyor. Bunun asli sebebi, ideolojik aygıtlarca yapılan yönlendirmelerin sonuç vermesidir.
Kadınların özgürleşmesinin, kapitalizmin koşullarında, kimi yapısal düzenlemeler ve sivil örgütlenmelerle sağlanamayacağı bir gerçektir. Bir siyasal hareket, kendi siyasal yönelimine göre tercihlerde bulunacak ise de, meseleyi hiçbir zaman kendi örgütsel yapısının bir devamı olan "kadın kolu" düzeyine çekmemelidir. Düzen sınırları içerisinde kalan bir mücadele, bazı hakların kullanımını kadın lehine etkilerken; çoğu kez bu, ancak sınırlı bir kesim için mümkün olur. Ve zaten, ezilme şiddeti itibariyle de bir eşitsizlik yaşayan kadınların sorununu çözmeye yeterli olmaz. Kadını, ikinci sınıf durumuna sokan maddi olguların, kapitalizmin varlığıyla iç içe geçmiş olması; kurtuluş için, mevcut sistemde reformlarla yetinmeyi değil, kökten bir değişikliği gerektirmektedir.
Kapitalist toplum aşamasında; kadının köleliğine örtük bir görüntü veren, kabullenmeyi kolaylaştırıcı kültür öğeleri ile biçimlenen sosyal ortam, kadının kurtuluşunu güçleştirir. İçselleştirilen konumlar, kanıksamayı beraberinde getirir. Örne ğin, çalışma süresi diğer alanlardakinden çok daha uzun olan, çalışma koşulları da bir hayli ağır geçen "ev kadını"nın, kendi durumunu kabullenmesi ve kendini "çalışmıyor" sayması, bu kanıksamanın bir sonucudur. İşgücünü satarak, evin dışında bir işte çalışmaya başladığı durumlarda ise; eve -kocaya-katkı yapıyor addedilmek ve iş dönüşü, yine aynı ev işlerini vazi-fe edinmek, toplumsal konumun içselleştiğine örnektir