Baran

Baran
Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur. Feurbach üzerine II. Tez
Yanlış giden bir şey vardır anlayıp çözemediğimiz. "Boş zaman" dahi özgürce kullanabileceğimiz serbest zaman değildir. Çalışmaya endekslenmiştir. Zaman çizelgesinin merkezine çalışmayı yerleştirip görev ve sorumluluklarla doldururken küçücük bir yer bırakmışlar zevklere ve eğlenceye. Oysa sorun zevkleri ve eğlenceyi işten, işi zevkler ve eğlenceden ayıran ayrımın kendisi değil midir?
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Soramayız tatil dahi yapamazken, haftada 45-50 saat çalışırken nasıl zamanı israf ettiğimizi. Soramayız zamanın nasıl demokratik bir şekilde dağıtılmış olduğunu. Bir burjuva ile bir işçinin zamanlarının nasıl eşit olabildiğini. Soramayız, kendimize ayırabilecek zaman dahi bulmazken zamanı nasıl kötü kullandığımızı. Soramayız kara deliğe girmiş gibi zamanın bizi nasıl içine çektiğini. Zaman kullanımında kendisini başarılı sayanlarımız, saati, takvimi elden düşürmeyenlerimiz bile susar oturur. Sualsiz kabul ederiz mahkumiyetimizi
Sayfa 23
Kiminle konuşursanız konuşun, size insan yaşamında zamandan daha değerli hiçbir şeyin olmadığını söyleyecektir. Lakin en değerli olan ama en değersiz biçimde harcanan da zamandır. Zaman sanıldığı ve gösterilmek istendiği gibi herkese eşit ve demokratik bir biçimde dağıtılmamıştır. Toplumsal zamanın örgütlemesine ve günlük hayatın bölünümlerine baktığımızda diğer her şeyde olduğu gibi sınıfsal bölünüm, zamanın yaşanışında da karşıt biçim lerle çıkar ortaya. Nasıl kölelerin zamanı yaşayışı ile köle sahiplerininki aynı değilse, işçilerin zamanı yaşayışı ile burjuvaların ki de bir ve aynı değildir.
Bulaşıcı hastalıkların tarihçesine bakıldığında bazılarının daha az, bazılarının ise - İspanyol gribi, veba, çiçek gibi bulaşıcı hastalıkların- milyonlarca insanın ölümüne yol açtığı biliniyor. Yaklaşık yüz yılda bir büyük bir salgınla karşı karşıya kalıyoruz. Ortalama on yılda bir de herhangi bir salgınla. Küreselleşmiş bir dünyada -tek bir dünya ekonomisinin oluştuğu koşullarda- bir salgının yayılım hızını ve oluşturduğu yıkıcı etkiyi de görüyoruz. Komünist ya da komünizme doğru ilerleyen bir dünyada ekonomik, toplumsal, kültürel ilişkiler toplamı ve yoğunluğu çok daha fazla olacağından bu sorun başat bir sorun olarak ele alınırdı. Dolayısıyla olası salgınların önceden tespiti -doğadan, hayvanlardan, uzaydan doğru gelebilecek- ve buna karşı hazırlık ve eylem planları önceden yapılmış olurdu. Kapitalizmin bugün karşı karşıya kaldığı sorun, bunların bilinmiyor olması değildi. İlgili kurumların çok sayıda tespiti, raporlar, uyarılar, hatta eylem planları var. Bunların dikkate alınmayışı ve etkisiz kalışının nedeni, birinci olarak, hastayı müşteri olarak tanımlayan, sağlığı azami kar alanı haline getiren neoliberal politikadır. İkincisi, asıl temel nedeni oluşturan, insan sağlığı, yaşamı, istek, özlem ve beklentileri ile her yönden karşıtlaşan kapitalist üretim ve ekonominin karakteridir. Kar maksimizasyonu ile emekçi sınıfların yaşamı ve sağlığı arasındaki bağdaşmaz çelişkidir. Ki bu iş cinayetlerinde gün be gün yaşanıyor.
"İdeolojik, politik, sosyal ve kültürel içerme için kullanılan doneler, bugün Trump, Erdoğan, Putin gibilerinin yaptığı gibi, ideo-kültürel olarak da artan ölçüde en gerici olana yaslanmayla(ırk, egemen ulus, din, aile),toplumun belirli kesimlerinde etkili olsa dahi bir bütünsellik oluşturamamakta öte yandan toplumun geniş kesimlerini karşısına almaktadır. Toplumlar sosyo kültürel olarak da değişti, değişiyor. Gerisinde binlerce ya da bir kaç yüz yıllık genetikleşen argümanlar olsa da ırk, din, ulus, etnisite ve aileye, üstelik bunların en gerici muhafazakar yorumlarına yaslanan parti ve devletlerin faşizm ve savaş temelinde toplumları dizayn etmek istemeleriyle, istek ve özlemleri, günlük yaşamları, tercihleri, beklentileri ve umutlarıyla toplumun zengin bileşenli ve katmanlı dokusu, çelişiyor. İdeoloji, kültür ve yaşam olarak, sokulmak istendikleri kalıplara girmeyecek, sığmayacak bir zenginlik ve gelişkinlikte. Giderek daha gericileşen bir ideo-kültürel içerik ve dengesiz ve sağlam olmayan bir ekonomik temel, daralan bir sınıf egemenliği, tekelci oligarşik devleti karakterize eden özelliklerdir."