Marx’ın soyutlamaları şeyler değil süreçlerdir. Bu süreçler aynı zamanda zorunlu olarak Marx’ın üzerinde çalıştığı tüm temel süreçleri kapsayan sistemsel İlişkilerdir.
Marx’ın soyutlamaları şeyler değil süreçlerdir. Bu süreçler aynı zamanda zorunlu olarak Marx’ın üzerinde çalıştığı tüm temel süreçleri kapsayan sistemsel İlişkilerdir. Sonuç olarak da her süreç bir ilişkiler yumağı olarak kavranan diğer süreçlerin bir görünümü, onlara bağımlı bir parçasıdır.
Bir şeyin geçmişini ve gelecekte alacağı muhtemel biçimleri, bu şeyin kendisinin ayrılmaz bir parçası olarak düşünmek ve bunların hepsini tek bir süreç olarak kavramak Marx’ın bu sürecin belirli bir kesitini veya uğrağını özel bir amaç için soyutlanmasına ve soyutlanmış kesiti göreli bir biçimde özerk olarak ele almasına engel değildir. Marx, gerçekliği alt bölmelerine ayırarak elde ettiği birimlerin zaten kendi soyutlamalarının ürünleri olduğunun bilinciyle, mercek altına aldığı alanı o an için ne üzerine çalışmak istediğinin gerekleriyle uyumlu olacak bir biçimde sınırlayarak bu gerçekliği yeniden soyutlayabilir fakat bunu yaparken genellikle bu soyutladığı sınırlı alanı bir “uğrak” olarak niteleyerek onun süregelen daha kapsamlı bir sürecin zamansal olarak durağanlık arz eden bir kesiti olduğunun altını çizer. Bu minvalde, Marx metadan “mübadele içindeki bir uğrak”, paradan (sermaye olarak görünümü söz konusu olduğunda) üretim sürecindeki bir uğrak ve genel olarak dolaşımdan da “üretim sistemindeki bir uğrak” olarak bahseder
Özgürlüğü mümkün (ya da imkânsız) kılan koşulları –ki bunun içine mevcut gerçek seçenekler, paranın rolü, kişinin toplumsallaşma biçimi gibi şeyler de girer– “özgürlüğün” gerçek anlamının dışında düşünülerek elde edilen bir özgürlük nosyonu ifade etmeye çalıştığı gerçekliği çarpıtmaktan ve bu gerçeklik hakkında kafaları karıştırmaktan başka bir işe yaramaz. Marx ideoloji eleştirisinin çoğu yerinde “soyutlamanın” bu anlamına başvurur.
felsefenin sefaletini derinleştiren de çoğu insanın düşünürken kullandığı ussal bütünlükleri sorgulamadan basitçe kabul eden ve bu bütünlükleri kendi kültürel mirasının bir parçası olarak gören tembel bir soyutlayıcı olmasıdır