Yani o dönem annem de babam da benim için bir gizemdi: birini ölüm, diğerini yaşam labirenti bilinmez kılmıştı; birini hiç görmemiştim, diğerini sürekli görüyordum.
Hangi özelliğim kusur kabul edildiyse, hangi özelliğim bana özgüyse, hangi özelliklerim elimde olmamaları bir yana, ahlaki birer zaaf değilse, en çok o özelliklerimi tutkuyla, bağlılıkla sevdim.
Bu oda evin en sade odasıydı ama bana hayal bile edemeyeceğim bir konfor sağlıyor, bana bir şey sunuyordu, ihtiyaç duyduğumdan bile habersiz olduğum bir şey: Bana yalnızlık sunuyordu. Hem fiziksel hem de ruhsal anlamda, küçücük varlığım burada huzur bulabilirdi; bu ufacık yer baan aitti ve oturup durum değerlendirmesi yapabilirdim.
Annem ölüp beni dünyanın tüm tehlikeleri karşısında, savunmasız küçük bir çocuk olarak tek başıma bırakınca..
..
bir kez olsun görmediğim yüzü özlüyordum; sanki yolunu gözlediğim biri varmış da her an gelebilirmiş gibi, başımı çevirip arkama bakıp duruyordum.
Arlarındaki bu rahat samimiyet beni etkiliyor. Hayata bağlılıkları, birlikte olmalarının neşesi gözle görülüyor. Sanki başka bir şeye ihtiyaç duymuyorlar.
..
Acaba bu insanların hayatlarında neler olmak üzere?