1968 prag baharı .. bu dönem sadece tarihsel arka plan değil roman karakterlerinin, seçimlerinin ve hayatta kurdukları bağları da doğrudan etkileyen bir dönem.
Roman felsefe ve dinleme arasında çok cesur bir metin yazmış.
Kitap bende en çok şunu bıraktı : tek bir hayat var , onu da yaşıyorsun , doğruya da yanlış yok. Kundera net cevaplar vermiyor.
Çünkü ona göre elimizdeki bu tek hayatı yaşarken yaptığımız seçimlerin “doğru” olup olmadığını asla bilemeyeceğiz.
Hafiflik ve ağırlık felsefesini inceliyor yani iki zıt taraf . Bir yandan ait olmak , kök salmak. Öte yandan bağlardan kurtulmak ve özgürce yaşamak. 4 ana karakter etrafında dönüyoruz Tomas , Tereza , Sabina , Franz . Bu karakterler üzerinden varoluşu, özgürlüğü, bağlanmayı, aşkı kısacası hafifliği ve ağırlığı bol bol irdeliyoruz.
Kundera yazım sırasında sık sık hikâyeyi kesip okurla konuşuyor; felsefeye, denemeye giriyor. Karakterler bazen birer “roman kişisi” olmaktan çıkıp düşüncenin taşıyıcısına dönüşüyor. Bu bilinçli mesefeli ilişkiyi ben sevdim bunun bir ayarı var tadı kaçınca hoş olmuyor ama Kundera bunu çok iyi ayarlamış.
Komünizm, Rus işgali, sürgün ve memuriyet sistemi arka planda sürekli hissediliyor.
Benim için abartılacak kitaplar kategorisine girecek kadar varmış.. Okurken çarptı, felsefeyi ,insani çatlakları bu kadar basit anlatırken, dili bu kadar kolayken insani tarafımı bu kadar yıpratması ve beni uçurumun kenarına sürüklemesi takdire Sayandı. Bittikten sonra oturup sindirmem gerekti. Bir süre en iyiler de uzun süre tekrar okunacaklar listemde olacak.