Kendinle barıştığında, dünya biraz daha az kalabalık geliyor. Ne insanlar büyüleyici, ne terk edilişler ölümcül. Eğer kendinle dostsan, seni kimse yalnız bırakamıyor. Belki biraz sessiz, biraz soğuk ama en azından kimse iki yüzünü sırayla suratına vurmuyor. İnsan yalnızken sadece kendisiyle tartışıyor. İtiraf etmem gerekirse kendimle tartışmak, birçok insanla konuşmaktan daha zekice geçiyor.
Sıkılmak mı? O sıkıcı insanların meselesi. İçimdeki çocukla oyunlar oynar, içimdeki ihtiyarla dünyaya sitem ederim.
Yani evdeyim. Benliğimde. Tüm çıplaklığım, tüm sessizliğim ve tüm kabullenilmiş deliliğimle.
Senden uzakta kendimi tamamen korkuya vermeden yaşayamıyorum, giderek istediğinden de fazlasını veriyorum ona ve bunu zorlanmadan, isteyerek yapıyorum, kendimi onun içine akıtıyorum..
"...yalan bana suçların en ağırı gibi geliyordu; ve bir yalan söylendiği zaman insanların değil, eşyanın bile buna nasıl tahammül ettiğine şaşıyordum."