Ancak tümünü sakince gözden geçirirken, benim için ve tüm erkekler için, yaşamdaki, tüm yaşamlardaki en büyük şeyin kadın olduğuna, gökyüzünde yıldızlar kaydığı ve göklerin sonsuz değişimde akıştığı sürece de hep kadın olacağı sonucuna varıyorum. Emeğimizden ve gayretimizden, icat ve hayal kurma oyunumuzdan, cenklerimizden, yıldız gözlemimizden ve Gizemden daha büyüğü; hepsinin en büyüğü kadındır.
Erkek kadından farklıdır. Kadın şimdiki zamana bağlıdır ve bir tek, anlık gereksinimleri bilir. Biz onun onurunun üstündeki onuru, onun en çılgın gurur tasavvurunun ötesindeki gururu biliriz. Bizim gözlerimiz yıldızları gözetleyelim diye uzak görüşlüyken, onun gözleri, ayağını bastığı sert topraktan, göğsünün üstündeki âşığının göğsünden, kollarının arasındaki gürbüz bebekten ötesini görmez. Ama yine de çağlar boyunca kimyamız böyle oluştuğundan, kadın düşlerimizde ve damarlarımızda sihir yaratır, bu yüzdendir ki âşıkların doğru biçimde söylediği gibi dünyanın tamamına bedel kadın, bizim için düşlerden, uzak görüntülerden ve yaşamın özsuyundan daha fazlasıdır. Yine de yalnızca budur, yoksa erkek erkek olmazdı, tüm öteki ve aşağı yaşamı ayakları altına alıp kendi kızıl yolunu çizen savaşçı ve fatih olmazdı; erkek âşık, soylu bir âşık olmasaydı asla soylu bir savaşçı da olmazdı. Sevdiğimiz için en iyi biçimde savaşır, en iyi biçimde ölür ve en iyi biçimde de yaşarız.
O bir kadındı ve ben de bir erkek, bir âşıktım ve aşkın aşk, erkeğin de erkek olmasının öncesindeki karanlık ve gürültülü cangıl günlerinden beri aşkın tüm sapkınlığı bana aitti.
Çünkü kadın güzeldir … erkeğin gözünde. Dilindeki tat, burun deliklerindeki güzel kokudur. Erkeğin kanındaki ateştir ve borazanların gümbürtüsüdür; onun sesi kulaklarında tüm müziklerden ötedir ve o, Işıkla Karanlığın Titanları karşısında dimdik duran ruhunu sarsabilir. Ve erkek, baktığı yıldızların ötelerinde, uzaklarda düşlenmiş cennetlerde, Valkyrie ya da huri olarak ona hevesle yer ayırır, çünkü onsuz bir cennet düşleyemez.