Yazıp yazıp sildim. Ne yazsam olmadı olduramadım. Hissettiklerimi anlatamadım. Kâh kaybetmek dedim kâh Dostoyevski okumak akıl kârı değil dedim kâh inceleme yazmak diye başladım kâh başlamadan tıkandım.
Ne zor senin hakkında yazmak, ne zor seni bilmeyene seni anlatmak ama en zoru da şu ki bazılarının seni hiçbir zaman anlamayacağını bilmek. İşte bu yüzden seni anladığım için inanılmaz keyif alıyorum Dostoyevski :)
Kaybetmek.
Her şeyi kaybetmek.
Tam kazandığında kaybetmek.
Kitabı okurken Kaybedenler Kulübü filminden şu sözler kulağıma çınlayıp durdu: "Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonius olduğunu düşün. Paris'e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu. Yalnız kaldığın o anda, 'Ne oldu be, şimdi ne olacak?' diyorsan kaybedensin sen. Kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin."
En büyük zaferin içinde kaybetmek. Ne acı...
Bu kitap bu işte. En büyük zaferin içinde kaybetmek.Bir kumarbazın en büyük sonu bu. Kaybetse de kazansa da eninde sonunda kaybetmek ve mahvolup gitmek. Kimisi aşkını, kimisi servetini, kimisi aklını, kimisi saygınlığını kimisi özgürlüğünü kimisi de hayatını...
Kitap ile alakalı çok fazla söylenecek söz yok ama şunu eklemeden bitirmeyeceğim: Bir şeyin ne olduğunu açıklayan yüzlerce kitap var ama bir şeyin ne olmadığını anlatan az sayıda eser var. İşte bu kitap o eserlerden biri.
Aşk nedir değil, aşk ne değildir merak ediyorsan
Dostluk nedir değil, ne değildir merak ediyorsan
Aile olmak nedir değil, ne değildir merak ettiysen
Oku kardeşim, pişman olmazsın ;) :)