Patanjali'yi tanımadan önce kendimi evimde sanırdım.
Bir cümle insanın hayatına dokunabilir fakat en keskin cümleler henüz kurulmamış olanlarda saklıdır.
Kimileri kilometlerce koşar fakat kimileri de kilometlerce düşünür.
İşte ben de onlardan biriyim. Belki de Atlas Okyanusu'nu üç defa geçecek kadar düşündüm.
Bir sonuca ulaşamasa da insan bir amaç uğruna yürümek belki de manasız bir yaşam için belli bir amacı gerçekleştiremese de varlık duygusuyla oyalanabilir.
Tüm evreni ve yaşamı insanların kurgusal düşüncelerinden ibaret olduğunu kabul etmek çoğu zaman aklımıza dahi gelmezken, yaşamın temelinin bu olgudan oluştuğu gerçeği gün yüzü gibi durmaktadır.
İnsan kesinliği olan yargılardan ve düşüncelerden belli bir süreden sonra kaçmayı düşünür. Bir farklılık veya bir alternatif arama güdüsü sürekli kendisini kamçılar.
Hep duyduğumuz sözlerden biriside şu değil midir; Bu düzende yaşamak istemiyorum, bu kurallar ben doğmadan önce koyulmuş, hayat acımasız vb.
Bunun kaynağı tam da bahsettiğim noktadan gelir. İnsan ne doğasına göre ne de güdüsüne göre yaşar. İnsan o doğmadan önce oluşturulmuş kalıplar, düzenler, toplumsal yargılar çerçevesinde şekillenir ve o kalıp içerisinde yaşamına devam eder. İşte o yüzdendir insanın içerisinde, yaşamı boyunca bir eksiklik hissetmesi.
Farkında olsun veya olmasın, kendi öz benliği sürekli bir yanardağ gibi çıkmaya çalışır. Fakat toplumsal kurallar sürekli bunu bastırır. Maalesef tüm yaşamı boyunca eksiklikten kaynaklanan ve tarifi olmayan boşluk, içinde yaşamaya devam eder.
İlk defa bir eser düşüncelerimi ve fikirlerimi bana bu kadar yakından anlattı. Hepimiz kendimizi eşsiz bir özgünlüğün içerisinde sanırız. Bu bir sanrıdan ziyade toplumca daha biz doğmadan önce kabul edilmiş bir gerçektir.
Aynaya baktığımızda biz haricinde kim