Resul Köstekçi

Resul Köstekçi
Hepimiz bu dünya dediğimiz sert kabuk üzerinde birer misafir değil miyiz? Biraz yaşayacak Çokça sevecek Biraz da sevilecektik Ve sonra usulca çekip gidecektik. Hepsi buydu…
Gölgeden ışığa
Sahneye adım atmak, geri dönüşü olmayan ürkütücü bir yolculuğa çıkmak gibiydi. Duygularımı örseliyor, kalbimi sıkıştırıyordu. Bense hâlâ yalnızca sıradan bir izleyici olduğuma inandırmaya çalışıyordum kendimi. Ta ki... Sahnedeki aktör perdeyi aralayıp bana dönene kadar. Ve bütün gizemi dağıtırcasına o sihirli cümleyi kurana kadar: – Bu, senin hikâyen. Resul Köstekçi
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gölgeden ışığa
Hayatım boyunca kendimden hep kaçmıştım, ta ki bugüne kadar. Fakat gerçekler, bugün; beni en derin, en ulaşılmaz köşemde — yani saklandığım yerde — yakalamıştı. Bu sahne, hiç farkında olmasam da; kaçacak hiçbir yerimin kalmadığını hissettirip, beni köşeye sıkıştıracak, kendimle yüzleşmeye zorlayacak, hatta alabora edecekti. Resul Köstekçi
Kül ve Gözyaşı
Muhammed yürüyordu; her adımı hem toprağın yüzünde hem de kendi ruhunun derinliklerinde bir iz bırakıyordu. Kaybolmuş ebeveynler, kardeşler, akrabalar… Onları mı arıyordu gerçekten, yoksa yalnızca kendi yarım kalmışlığını mı? İnsan, kaybettiklerinin peşinden giderken aslında kendi içindeki boşluğu doldurmaya çalışmaz mı? Her taş, her kırık duvar, bir anıyı çağırıyor, her köşe geçmişin gölgesini hatırlatıyordu.... Resul Köstekçi
Kül ve Gözyaşı
.... Evet, işte hayatın en çıplak gerçeği buydu. Ölüm ve doğum birbirine görünmez bağlarla bağlıydı. Her kayıp, ardında ağır bir boşluk bırakırken; her doğum, o boşluğun tam ortasına küçük bir ışık serpiyordu. Belki de bu dünya, bütün yaralarına, savaşlarına ve sessizliklerine rağmen hâlâ ayakta kalabiliyorsa, bunun nedeni o bebeklerin ağlamasında yankılanan tazelenme vaadiydi. Resul Köstekçi
Gözyaşı
Zaman durmuş gibiydi. Sessizliği altüst eden tek şey, kesik kesik aldığı nefes ve göğsüne vuran kalp atışlarıydı. Her çarpış, sanki ölümün fısıltısıydı. İçindeki korku, göğsünü parçalayan bir baskı gibi yayılıyordu. Ona doğru yaklaşan ayak sesleri kesintisiz bir biçimde ilerliyordu. Zaman, olağan akışını yitirmiş, sanki donmuştu; her saniye bin yılın ağırlığını taşır gibi uzuyordu. Resul Köstekçi