Uğurcan Özünlü

Uğurcan Özünlü
Sinop/Ayancık
21 Ocak
13 okur puanı
Mart 2023 tarihinde katıldı
Yalnızlık şiiri
Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır Yıldızlar, aydınlık fikirler gibi tavanda salkım salkım Bu gece dağ başları kadar yalnızım. Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından, dudaklarımda Eski bir mektep türküsü karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim, gözlerim gözlerini arıyor durmadan; neredesin?
Şiir
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Neymiş efendim, onların da bildiği gerçekler varmış! İyi ama, gerçek her şey demek değildir ki... Hiç değilse işin yarısı, bu gerçeklere nasıl bakıldığına bağlıdır. - Peki sen biliyor musun gerçeklere nasıl bakılması gerektiğini? - Eğer bir insan herhangi bir işe yararı dokunabileceğini hissediyorsa, susmamalıdır...
Sayfa 166·Kitabı okudu
Edebiyat
Raskolnikov atın yanına koştu, öne geçti. Hayvanın gözüne nasıl vurduklarını gördü. Ağlamaya başladı. Yüreği kabarıyor, gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Bu arada kamçılardan biri yüzüne çarptı; ama o hiçbir şey duymamıştı, ellerini ovuşturuyor, bağırıyordu. Başını sallayıp bütün bunları kınayan ak saçlı, ak sakallı yaşlı adama doğru koştu.
Sayfa 70·Kitabı okudu
Fransız hanım, on seneden beri İstanbul'da bulunduğu halde Türkçe olarak, "Bakalım... Kısmet... Yavaş yavaş...” gibi bir iki kelimeden, cümleden başka bir şey bilmez fakat misyonerlerin Protestanlığı yaymak için gösterdikleri derecede bir taraftarlıkla kendi milletinin lisanını herkese öğretmek isterdi. "Voltaire'in, Hugo'nun, Jean-Jacques Rousseau'nun lisanını insanlık âlemi öğrenmeye mecburdur" diyordu. Türkçenin kendine mahsus bir edebiyatı olduğunu işittiği zaman tamamıyla inanmamışsa da yine hayrette kalmıştı. İstanbul'a ilk geldiği günlerde sofrada lisan bahsi geçerken, “Türkçe Bizantinlerin konuştuğu lisandan alınmıştır ya..." deyip de etrafındakilerin gülümsediklerini görerek, "Yoksa Mısır'da bugün konuşulan Arapçadan mı?..." Sonra hiddetlenerek, "Bilinmez ki, Şark'ta her hakikat kadınlar gibi örtülüdür!" derdi.
Sayfa 30·Kitabı okudu
Edebiyat
Ağlamak, uğradığımız felaketlere karşı vücudumuzda kalan son kuvvetin bir feryadıdır. Ağlayamadığımız zamanlar, bizde o kuvvetin de mahvolduğu vakitlerdir ki, onun yerini alan dokunaklı bir sessizlik en şiddetli acıyla dökülen gözyaşlarından daha yürek sızlatıcıdır. Dilber böyle bir sessizce aşağı inerek doğruca imam efendinin ellerinden tuttu ve yürümeye başladılar.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Edebiyat