Bay C

"Güz mevsiminin sert ve yalın rüzgârları esmeğe başladı. Issız, engin Anadolu yaylaları üstünde ah bu rüzgârlar... Çölde yolunu şaşırmış kervanlar, viran bir beldenin üstünde yüzlerce baykuş sürüsü, bir deniz kazası esnasında kopan yürek parçalayıcı haykırışma, bir dağın çöküşünü, bir büyük kraterin infilâki, bir çığın inişi, bir selin basışı, hiçbir şey, hiçbir tabiî âfet bu rüzgârların çıkardığı sürekli uğultu kadar uğursuz, korkunç ve hüzün verici değildir. Bu rüzgârlar estiği sürece, ben Dostoyevski'nin kişilerinden biri gibi oluyorum. Ya Sibirya yollarında bir sürgünüm, ya Moskova sokaklarında aç bir serserinin, ya sınır boyunda bir han odasında kaçmak çarelerini düşünen bir suçlunun kabı içine girerim. Derin bir azap yüreğimi tırmalar. Gene böyle, rüzgârlı gecelerden biri idi. Yatağın içinde, soldan sağa, sağdan sola dönüyor bir türlü uyuyamıyordum. Derken, o uğultuya köpeklerin havlamaları da katıldı. Cehennemlik bir konser... Acaba karanlığın içinde cinler, zebaniler de dans ediyor mu?"
Sayfa 88 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Ve hemen eline bir şey tutuşturup karşıda çalışanları seyre koyuluyorum. İnsanlar, her şeyden ziyade karıncalara benziyorlar. Ekonomi ve çalışma melekesi, her yaratıktan fazla bu iki cinste kendini gösteriyor. Ve bu duygu, bir çeşit yarını görme, yarını düşünme kudretiyle birleşerek onları alelâde hayvanlığın üstüne çıkarıyor. Bu çirkin ve bakımsız tabiat köşesinde, bu kaba saba insan kümesinin bana, âdeta, saygıya yakın bir duygu verişi nedendir? Bu insanlar, her gün hiçe saydığım, hor gördüğüm, hatta bazen de tiksindiğim kimseler değil midir? Fakat, işte, uzaktan nasıl çalıştıklarını seyrederken, bana, her biri büyük olayın kahramanı gibi gözüküyor. Bu kadınları, ben, düğünlerde raksederken de görmüştüm. Hareketleri, hiç bu kadar ahenkli değildi. Dibek başında bu kol sallayışlar, yalak kenarında bu eğilip kalkışlar, yük altında bu iki büklüm oluşlar benim üzerimde, eski Mısır ve Yunan taşlarında gördüğüm ritmik pozlar derecesinde bir etki yapıyor. Öyle ki, Zeynep Kadın, bunlar arasından ayrılıp, bana doğru geldiği vakit, az kalsın elini öpecektim.
Sayfa 88 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
"Ah, bu insan, ah bu insan denilen mahlûk! Tabiatı, ne cenabet bir zindan haline sokmuş. Yanı başımda, bu çocuk olmasa, bu çamurdan yuva, bu aşağının kurt kaynaşmaları, bu yenen, içilen şeylerden sızan geriz olmasa, şu kuru toprak dalgalarının üstünde, bu kızıl akşam aydınlığında hayat, daha ne kadar sade ve asil olacaktı..."
Sayfa 84 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
İşte, subaylar "Mutlaka yeneceğiz," diyorlar. İnönü, yeni bir devrin başlangıcı değil mi? Türk ordusu orada yüzyıllardan beri kaybettiği geleneğine tekrar kavuşmadı mı?
Sayfa 77 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat