Ve hemen eline bir şey tutuşturup karşıda çalışanları seyre koyuluyorum.
İnsanlar, her şeyden ziyade karıncalara benziyorlar. Ekonomi ve çalışma melekesi, her yaratıktan fazla bu iki cinste kendini gösteriyor. Ve bu duygu, bir çeşit yarını görme, yarını düşünme kudretiyle birleşerek onları alelâde hayvanlığın üstüne çıkarıyor.
Bu çirkin ve bakımsız tabiat köşesinde, bu kaba saba insan kümesinin bana, âdeta, saygıya yakın bir duygu verişi nedendir? Bu insanlar, her gün hiçe saydığım, hor gördüğüm, hatta bazen de tiksindiğim kimseler değil midir? Fakat, işte, uzaktan nasıl çalıştıklarını seyrederken, bana, her biri büyük olayın kahramanı gibi gözüküyor. Bu kadınları, ben, düğünlerde raksederken de görmüştüm. Hareketleri, hiç bu kadar ahenkli değildi. Dibek başında bu kol sallayışlar, yalak kenarında bu eğilip kalkışlar, yük altında bu iki büklüm oluşlar benim üzerimde, eski Mısır ve Yunan taşlarında gördüğüm ritmik pozlar derecesinde bir etki yapıyor.
Öyle ki, Zeynep Kadın, bunlar arasından ayrılıp, bana doğru geldiği vakit, az kalsın elini öpecektim.