Bay C

"Lokomotif, ray, istasyon... Sahi, yazmayı unuttum. Oysa, benim için mevsimin en büyük hadiselerinden biri de bu olmuştu. Eğer, ıssız, ücra Anadolu yaylalarının ortasında, uzun müddet kalmışsanız, sizi medenî merkezlerden birine ulaştırmak kudretine haiz olan şeylerden birini görmenin, bir telgraf direğiyle, bir demiryoluyla, bir istasyon binasıyla karşı karşıya gelmenin ne olduğunu mutlaka bileceksiniz. Bilmeyene ise bunu anlatmak çok güçtür."
Sayfa 98 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Ordunun, Anadolu ordusunun genel bir taarruza geçeceği söylentileri günden güne kuvvet buluyor. Memleketin hemen bütün gazetelerinde bu bekleniyor, bunun sözü oluyor. İstanbul Hükümeti erkânının bir murahhas heyet halinde Ankara'ya gelişleri, millî teşkilatın gücünü bir kat daha ispat etti. Bu adamlar, buraya ne söylemeğe, ne istemeğe geldiler? Mutlaka, bize itidal ve boyun eğme tavsiye etmeğe geldiler. Bunlar, bir ölüm mahkûmuna, son saatinde teselliye giden papazları andırıyorlar. "Cesaret evlâdım, cesaret. Bunun ötesinde başka hayata, ebedi bir hayata ereceksin. Şimdi, söyle, söyle bakalım, son emelin nedir?" "Ölmemek!" Papazlar irkiliyorlar. İçlerinden, "Amma da aksi bir idam mahkûmuna çattık," diyorlar. İşte, Anadolu'nun dediği, işte İstanbul Hükümeti'nin söylediği...
Sayfa 96 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
ikinci İnönü Zaferi
Bir akşam yatsı ezanından önce, muhtar benim kapımı vurdu: —Efendi, efendi, sana kasabadan bir (acans) getirdim. Al oku, dedi. —Nasıl, iyi bir haber mi? —Al oku; çok iyi diyeler. Savaşı kazanmışız. Ellerim titreyerek, kirli buruşuk kâğıt parçasını lambaya doğru uzatıyorum. İkinci İnönü Zaferi... Yüreğim ağzıma geldi. Bir şiir parçası okuyormuşum gibi ajansın satırlarını içimde terennüm ediyorum. Döndüm: —Gördün mü? diyecek oldum, lâkin muhtar kâğıdı bırakıp namaza koşmuştu. Sevincim içimde tıkandı kaldı. Būyük felaket anlarında olduğu gibi, büyük sevinç günlerinde de duygularımızı başkalarıyla paylaşmak bizim için bir derin ihtiyaçtır. Umutsuzlukla, ne yapacağımı bilmiyerek Süleyman'a dönüyorum. —Gördün mü? Bizimkiler düşmana bir iyi dayak atmışlar. Süleyman, bu sözden bir şey anlamaksızın sırıtarak yüzüme bakıyor.
Sayfa 96 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Paşa
Mehmet Ali, aralık ayında bir defa, on gün izinli geldi. Alayı Eskişehir'de imiş. "Rahatız. Yiyecek, içecek bol. Subaylarımız çok iyi. Eskisi gibi dövmek yok, sövmek yok. Ama işsizlikten çok canımız sıkılıyor," diyor. Bir kere istasyonda Mustafa Kemal Paşa'yı, birkaç kere de İsmet Paşa'yı görmüş. "Biri nasıldı? Öbürü nasıldı? Bana anlat, bana anlat," diyorum. "Aha şöyle, aha böyle," diyor. Bir türlü işin içinden çıkamıyor. Mümkün olsa kendi muhayyilemi, kendi hassasiyetimi, kendi dilimi ona vereceğim. Tâ ki, vatanın karanlık göğsünde parlayan bu iki yıldız hakkında, bana onları canlandıracak bilgi versin diye.
Sayfa 92 - İletişim Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Michel Carrouges'un, Cahiers du Sud dergisinin 292. sayısında bu konuda yayımladığı yazı an­lamlıdır. Hoşnutsuzca şöyle yazar: "Kadın diye bir efsane olmamasını, bunun yerine sadece, aşçı kadınlardan, ebelerden, fahişelerden, niteliksiz kadın yazarlardan oluşan ve işlevi zevk vermek ya da işe yaramak olan bir kadınlar bölüğü olmasını isterdik!" Bu şu anlama gelir: Yazara göre, kadınların kendileri için bir varoluşu yoktur; sadece kadının eril dünyadaki işlevini göz önüne alıyor Carrouges. Kadının ereği erkektedir.
Sayfa 33 - Koç Üniversitesi Yayınları, cilt 1·Kitabı okuyor
Felsefe