"Bilimsel olarak kesin ve tamamen birbirine benzeyen iki hükümet yoktur ve olamaz. Hükümetin yapısı, toplumun doğasıyla uyumludur. Bu nedenle farklılık gösterir ve çeşitlenir. Dolayısıyla hükümet yapısı sonsuz çeşitlilik gösterir. Bilimsel olarak böyledir. Dünyaya bakınız efendiler, bana gösteriniz! Dünyada birbirine kanunlarıyla, şekilleriyle tamamen benzeyen iki hükümet gösteremezsiniz. Bütün Amerika'yı düşününüz! Bütün Avrupa hükümetlerini düşününüz. Amerika Birleşik Devletleri'ni oluşturan birçok hükümetten her birinin yasal şekli bile başka başka şeylerdir. Dolayısıyla kendimizi dünyada mevcut bulunan herhangi bir hükümete benzetmek kadar hata olamaz. Bunu düzeltmek uygun olur zannediyorum. Biz kendi benliğimiz içinde ve kendi mizacımız ve doğamızla ilerliyoruz ve ilerleyeceğiz inşallah!"
–1 aralık 1921
Sultan II. Mahmud memleketin idaresini düzeltmek, ilerlemeye mazhar etmek için girişimde bulunmak istedi. Fakat yapılan girişimler Avrupa'yı taklit etmek oldu. Avrupa kanunlarını almak, Avrupa düzenlerini almak, Avrupa'nın elbisesini giymek gibi bazı islahat girişimlerinde bulundu. Fakat bu gerçek, olumlu bir sonuç vermedi, veremezdi. Çünkü ıslahat için taklitçiliğe başvurulmuştu.
Bu noktada değerli arkadaşlarımızdan Hüseyin Avni Bey kardeşimize bir cevap vermek isterim. Hüseyin Avni Bey kardeşimiz en son söylediği cümle ile buyurmuşlardır ki: "Bu bizim hükümet şeklimiz dünyada mevcut hükümetlerin hiçbirine benzemiyor. Benzemez. Dünya hükümetlerinden birine benzemeliyiz." Kelimelerini aynen tekrar ediyorum efendiler!.. Bu bir hatadır. Hüseyin Avni Bey kardeşimizin bu sözü doğa ve fen ve hukuk bakımından hatadır. Çünkü bu mümkün değildir. Bunun maddi diliyle ispat etmek gerekirse işte Sultan II. Mahmud'un girişmiş olduğu islahat!.. Taklit yoluyla olan bu islahat girişiminin yol açtığı karışıklık hâlâ devam etmektedir. Örneğin kıyafete bakınız: Avrupa kıyafetini aldık. Fakat kötülük, mutluluk, felaket bir milletin algılama biçimine bağlıdır. Bir milletin mutluluk olarak algıladığı şey diğer bir millet için felaket olabilir. Dolayısıyla bir millet, kendine göre mutluluk olarak algılayacağı bir şeye ulaşabilmek için başvuracağı sebepler ve araçlar kendi ruhundan çıkarsa o zaman amaca ulaşabilir.
–1 aralık 1921
"İtiraf etmeliyim ki okurum olmayanlara, ne benim adımı ne de felsefe sözcüğünü duymuş olanlara daha çok seviniyorum. Ama nereye gidersem gideyim, Torino'ya örneğin, beni gören herkesin yüzü gülüyor. Bugüne dek en çok gururumu okşayan şey, pazarcı yaşlı kadınların en tatlı üzümlerini seçip bana vermeden huzur bulamamaları. İnsan, olacaksa böyle filozof olmalı işte..."